YÖK Taslağı yalan mı oldu

  • 13.07.2013 00:00

 Yakın zamanda YÖK kendince bir reform taslağı hazırlamış ve bunu tartışmaya açmıştı. Son derece eklektik olan taslak, çok sayıda bileşenin tartışmasına sunulmuş, YÖK üyeleri üniversiteleri gezerek önerileri toplamışlardı. Taslak daha sonra MEB’e gitti. Bakan Avcı, martta verdiği bir demeçte “Bakanlık olarak biz bu taslağı, eleştirilerimiz ve karşı önerilerimizle birlikte Başbakanlığa gönderdik” demişti. Anımsanacağı gibi 12 Eylül darbesi sonrası bir Danışma Meclisi oluşturulmuş, bunlara anayasa yapma görevi verilmişti. Daha sonra anlaşıldı ki, Milli Güvenlik Konseyi (MGK) çoktan anayasasını hazırlatmış! Bana YÖK Taslağı’nın akıbeti de böyle olacak gibi geliyor.

Ne de olsa Neyzen Tevfik’in bir şiiri dilimde dolaşıyor şu sıralar. Rivayete göre Mustafa Kemal, Neyzen’e sormuş, “Sen istibdadı da gördün. Söyle bakalım bugün ne değişti?” Neyzen de cevabı yapıştırmış: “Hamam yine o hamam/ bir varsa tas değişti/ yumruk yine o yumruk/ bir varsa el değişti!” Maalesef biz üniversite mensupları her gün daha fazla rencide ediliyoruz. Bu cümleyi yazınca çok sayıda meslektaşım maaşlarının perişanlığını anımsıyor. Haklılar, ama temel sorun üniversitelerin yönetiminde, karar alma aşamalarında hiç dinlenmememiz.

Sistem “Tanrı Rektörler” üzerine kurulu. Rektör, çaycıdan yardımcı doçente kadar her konuda söz sahibi. Meslektaşlarınızın zaten hak ettiği kadroları “vermesi” için rektörlere gitmeniz, adeta yalvarmanız gerekiyor. Kurumsallaşma olmadığı, her konuda rektörler ve yardımcılar nezdinde lobi yürütmeniz gerektiği için, ilk başlarda hevesle işbaşına gelen kimi rektörler de bir süre sonra yüzlerce insanın taleplerini dinlemekten nefes alamaz hâle geliyorlar. Rektörlerin kapısı “medet” diyen dertlilerle dolup dolup boşalıyor...

Bu lobi faaliyetlerinde bulunanlar çeşitli “dayılarından” güç almak istiyorlar. Bin dereden torpil getirerek “kuşatmayı yarmaya” çalışanlar, elbette böyle yöntemlere tenezzül etmeyenlerin gönüllerini kırıyor. Ve maalesef torpil, kayırma artık o denli olağan görülüyor ki, insanın yüreği sızlıyor. Nasıl olur da on yıllardır, öğretim üyesi atamalarında haksızlığı en aza indirecek bir sistem yaratamadık? Sorarım size bu kadar “akıllı” insan, nasıl olur da sistemlerin en işlemezini, insan haysiyetine en aykırısını sürdürmekte ısrar edebilir? Üniversiteler, haksızlığa uğradığını düşünen kırgın insanlarla dolu. Üniversitelerde emek en yüce değer olacağına yandaşlık geçer akçe olmaya devam ediyor. Evet, devam ediyor. Dün de böyleydi, bugün de böyle...

İşte bu nedenlerle mevcut YÖK yapısının kendilerine verdiği muazzam gücü kullanmaktan büyük şevk duyanların bu yasayı köklü biçimde değiştireceklerine inanmıyorum. Sözgelimi rektörlerin nasıl seçileceğiyle ilgili o kadar “gevezelik” yapılıyor ki, sorunun kökenindeki “en basit gerçek” unutuluyor. Sistem Tanrı Rektörler yarattığı için, elbette rektör seçimleri çok ciddi kutuplaşmalara, siyasi çekişmelere sahne olacak. O zaman be muhteremler, rektörün yetkilerini dekanlıklara ve bölüm başkanlıklarına devretsenize? Bunu yaptığınız zaman çok ciddi güç yitireceğinizi düşünüyorsanız ve bu nedenle bu “reformu” yapmıyorsanız, bizleri neden meşgul edip yeniden muhtemel hayal kırıklıklarına sürüklüyorsunuz?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.