Ortadoğu’da iki potansiyel: Demokrasi ve seküler devlet

  • 23.07.2013 00:00

 Suriye sınırımızda PYD’nin fiilen özerklik ilan etmesi ve Türkiye’nin PYD karşısında Selefi Nusra Cephesi’ni desteklediğine dair iddialar, mevcut hükümetin Ortadoğu politikasında nerelerde tıkandığının da somut işaretleri. Bu tıkanmalar elbette kaçınılmaz değil ama on yıllar içerisinde şekillenmiş zihniyet kalıplarının aşılmasını gerektiriyor: Türkiye Kürt sorununu demokrasi içerisinde çözer ve Ortadoğu’daki dinî gerilimlere seküler geleneğinden istifade ederek yaklaşırsa, sadece bize değil tüm bölgeye hayrı dokunur.

AKP, devlet geleneğinin Kürt meselesine “bakamayışından” devraldığı kimi refleksleri ve kendi muhafazakâr ideolojik sınırlarından kaynaklanan yanlış tercihleri nedeniyle Ortadoğu’da ciddi biçimde bocalıyor. Suriye’de Kürtlerin maruz kaldıkları çileler anımsandığında, önümüzdeki süreçte kendileri için daha demokratik bir yapılanma için çabalamaları anlaşılırdır. Eğer “Arap Baharı sonucunda ortaya çıkan demokrasi yanlısı güçleri destekleyeceğiz” diyen bir Dışişleri bakanınız varsa, aynı şeyi Kürtler için isteyemediğiniz takdirde bütün “oyun planınız” çöker.

Ortadoğu, iki tür rejim anlayışından kaynaklanan büyük sıkıntılar yaşıyor: Devlet zoruyla hâkim kılınan sekülerlik ve yine devlet zoruyla dayatılan tekçi İslam anlayışı. İki anlayış da toplumlarını dar ceketlere sıkıştırıyor ve kabul görmüyor. Tarihsel nedenlerle birinci tür rejimler tasfiye olurken, statükonun sarsılması tek tip İslamcılığı dayatan Körfez Monarşilerini de sıkıştırıyor. Suudi Arabistan’ın Mısır’daki askerî darbeyi desteklemesinin en önemli sebebi, sandıktan çıkan İslamcılardan duyduğu korku. Demek ki Ortadoğu’da sandık korkusu duyanlar otoriter sekülerler de katı İslamcılar da olabiliyor. İran da, dar bir İslamcılık ceketini toplumuna zorla giydirmeye çalışmasına rağmen bunda başarılı olamamış görünüyor.

Sandık korkusunda ortaklaşan görünüşte farklı rejimlerin kendi tarih dışılıklarını sürdürebilmeleri için dinsel kutuplaşmayı körüklemeleri kaçınılmaz hâle geliyor. Basit bir mantık yürütelim: Tarih dışına düşmüş, Şiiliğin bayraktarlığını yapan bir rejimsiniz. Koşulları oluştuğunda toplumunuz sizi sandık yoluyla tasfiye edecek. Bu durumda “Sünniliğin saldırısı altında olduğunuz” vurgusu üzerinden dış düşmanlar söylemini devreye sokmanız ve toplumu “milli güvenlik devletiniz” arkasında toplanmaya çağırmanız doğaldır. İran bunu yapıyor olabilir. Mesele Suriye’den Irak’a, Suudi Arabistan’a pek çok ülkenin aynı mantığı farklı görüntülerle devreye sokmasıdır. Bu tehlikeli silahın adı “taifecilik”, yani mezhepçiliktir. Ülkeniz içinde veya dışında başka mezheplerden, dinlerden olanları ötekileştirme yoluyla sandık korkunuzu ötelemeye çalışırsınız.

Temelinde demokrasi korkusu olan mezhepçi sıtma karşısında Türkiye, seküler devlet avantajını kullanarak, mezhepçiliğin mevcut ve muhtemel kurbanlarına sahip çıkabilirdi. Halen de çıkabilir. Seküler devletin, her inanç gurubuna ve inançsızlara eşit mesafede durma iddiası bile Ortadoğu’daki ateşi düşürebilecek potansiyele sahiptir. Ceberut laikliğin alternatifi tekçi, dayatmacı İslamcılık değil. Ortadoğu’da bu iki “kardeş ikizlerin” de geriletilme imkânları var ve Türkiye dış politikası, bu avantajları kullanabilir.

Sözgelimi, Mısır’da Müslüman Kardeşler darbe mağduru olduğu için desteklenirken, “yeni ve demokratik Mısır’da Hıristiyanların ve laik çevrelerin tüm haklarından yararlanmalarının takipçisi olacağız” vurgusu da açıkça yapılabilmeliydi. Yine “geleceğin Suriye’sinde Kürtler kadar, Sünniler, Hıristiyanlar, Aleviler ve kendilerini bu kimliklerle tanımlamayan herkesin temel haklarının destekçisi olacağız” vurgusu daha net biçimde yapılabilir. Arap Baharı’nda ortaya çıkan demokratik dinamikleri destekleyeceğiz diyenlerin, İran’da demokrasi mücadelesi verenlere bu denli bigâne kalmaları tutarlı mıdır?

Türkiye’nin görünüşte basit bu söylemi ve onun gerektirdiği pratikleri yerine getirmekten uzak olduğu ve bundan hem ülkemizin hem de komşu halkların zarar gördüğü açıktır. Türkiye’nin Irak’taki iktidar mücadelelerinde taraf hâline gelerek, Sünni Müslümanların liderlerinden Tarık Haşimi’yi koruma altına alması, aslında ne yapılmaması gerektiği konusunda çok acı bir örnektir...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.