Seçim barajına neden karşıyım

  • 27.07.2013 00:00

 Genel olarak seçim barajı veya yüzde on barajı olan bir ülkede, “milli iradeye saygı mitingleri” düzenlemek trajikomik. Aslında muhalefetin, seçim sistemi sayesinde onlarca milletvekilliğini fazladan cebe atanlara karşı “farklı siyasi iradelere saygı” mitingleri düzenlemesi gerekiyor! Önümüzdeki süreçte BDP’den CHP’ye pek çok parti ve STK, kendi “markalarını” kullanmadan baraj karşıtı güçlü bir sivil kampanya yapabilirler. Böylece arkasında basit oy kurnazlığı yatan bir haksızlığın teşhir edilmesi sağlanabilir.

Önce ahlaki gerekçeler: Eşit yurttaşlık ilkesine dayalı bir hukuk devletinde, her yurttaşın oyu eşit ağırlıkta olmalıdır. “Bütün cumhurlar eşittir ama bazı cumhurlar (bize oy verenler!) daha eşittir!” denen yer demokratik cumhuriyet olamaz. Milyonlarca oyun baraj nedeniyle çöpe gittiği bir yerde bir yurttaşın en temel hakkı olan yasa yapma hakkını elinden alıyorsunuz. Yüzde on barajıyla oluşan bir meclis anayasa değişikliği yapabilir mi? Teknik olarak elbette. Ama bu meşru olmaz.

2002, 2007 ve 2011 genel seçimlerinde eğer barajsız bir nispi temsil sistemi uygulansaydı AKP aldığı yüzde 34, 46 ve 50 oyun karşılığında, yaklaşık olarak 187, 253 ve 275 milletvekili çıkarabilecekti. Oysa bu seçimlerde elde ettiği sandalye sayısı, sırasıyla, 363, 341 ve 327 oldu. Demek ki, 2002 seçimlerinde fazladan 176 sandalyeyi ele geçiren iktidar, 2007’de 88, 2011’de de 42 sandalyeyi cebe attı.

Bu tabloda asıl vahim olan şudur: Başkalarının hakkı olan vekilliklere konarken, yurttaşların önemli bir kısmının anayasa değişiklikleri yapım sürecine temsilcileri aracılığıyla katılmaları engellenmiş oluyor. Elbette bu söylediğimiz, yasamanın her aşaması için geçerlidir. Yasama sürecinde varlığını hissetmeyen yurttaşların, yaptığınız yasaları meşru görmelerini nasıl beklersiniz? Asıl kritik olan, yüzde on barajı sayesinde anayasa değişikliği yapacak milletvekili sayılarına ulaşabilmek.

Bu “oransız güç”, baraj sistemini savunanların “istikrar” iddialarının ne kadar temelsiz olduğunu da gösteriyor. Türkiye’nin son on bir yılda yaşadığı siyasi gerginliklerin çoğu, AKP’nin yasama ve yürütme güçlerini oransızca tekelleştirmesiyle de ilgilidir. Milyonlarca insan, bu parti kendi özel alanlarıyla veya en temel özgürlükleriyle ilgili tasarrufta bulunurken, kendilerinin hem yasama hem de yargı kanallarıyla korunabileceklerine inanmıyor. Tamam, AKP karşıtı kurumsal muhalefet zayıf. Ama en azından hak ettikleri vekilleri kazansalardı, Meclis’te uzlaşma zorunluluğu daha da kaçınılmaz hâle gelirdi. Zira istikrar denen şey, seçim sistemi veya tek parti iktidarıyla değil, uzlaşı kültürüyle sağlanabilir. Böyle bir siyasi meşruiyet kaybı yaşanan yerde istikrar olmaz.

İktidar partisine mensup anayasa profesörlerinin sanmak istedikleri gibi, tek parti iktidarı istikrar demek değildirİdeolojik kutuplaşma sert olduğunda, tek parti iktidarı istikrarı garanti edemez. Yine yüzde on barajı istikrar getirebilseydi 1991-2002 arasında da istikrar getirirdi. Oysa siyasi bölünmeleri ve partileri yaratan toplum sosyolojisidir. On yıllarca partileri baraj dışında kalsa da ona oy veren Kürtleri, ÖDP’li veya BBP’lileri aslında ilkesel tavırları için kutlamak gerek.

Kürt sorununu çözmeye çalışan Türkiye bir sonraki seçime yüzde on barajıyla girmenin yol açacağı gerilimleri kaldıramaz. Ama buradaki ahlaki ikilem şu: Baraj sayesinde muazzam güç biriktiren bir partinin barajı kaldırmasını beklemek! Bu bile “temsili” demokrasimizin nasıl bir krizde olduğunu göstermeye yeter...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.