Küremizin ABD sorunu

  • 7.09.2013 00:00

 ABD Kongre üyelerinin ve önemli kanaat önderlerinin Suriye’ye müdahale konusundaki görüşlerine yansıyan aşırı güvenlikçi ve realist ton insanı tedirgin ediyor. Bazı senatörler ve köşe yazarları, Suriye’de savaşan iki tarafın birbirlerini tüketmelerinin, kuvvetten düşürmelerinin ABD’nin ve İsrail’in çıkarına olduğunu rahatlıkla ifade edebiliyorlar. Bu isimlerin aynı rahatlıkla “Amerikan ideallerine” olan bağlılıklarından bahsedebilecekleri tahmin edilebilir.

Bu anlamda belki de en tehlikeli savrulmanın Amerikan liberal yurtseverliği denen duruşta yaşandığı söylenebilir. Demokratlara yakın düşen bu çizgi, ABD’ye küremizin özgürleşmesi anlamında bir öncülük atfetme eğilimindedir. Türkiye’de de yayımlanan Newsroom adlı dizi, liberal yurtseverlerin “ideal medya nasıl olmalıdır” sorusu üzerinden Cumhuriyetçi zihniyete bir meydan okuması olarak görülebilir. Bu dizinin Usame Bin Laden’in öldürülüşüyle ilgili bölümünde ciddi bir şok yaşamıştım. Bin Laden’in yargısız infazla öldürülüşü, dizinin “liberal medya kahramanları” tarafından çılgınca alkışlanıyordu.

ABD’de Obama Yönetimi’ne yakın hukukçu ve akademisyenlerin, Yemen gibi ülkelerde insansız hava araçlarıyla insanların öldürülmelerini, “terörle mücadelede meşru müdafaa” anlayışı üzerinden savunduklarını unutmayalım.

ABD’nin 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra geliştirdiği pratikler, mevcut uluslararası hukuk düzeninin daha da zayıflamasına yol açtı. Sözgelimi ABD, Afganistan’ı işgal ederken yine terör kaynaklı “meşru müdafaa” hakkından bahsediyordu. Oysa saldırıları düzenleyen El Kaide’yle, Afganistan’da etkinTaliban arasında inandırıcı bağlar kurulamamıştı. Taliban’ın bu saldırıları onayladığı, lojistik destek sağladığı kanıtlanamamıştı.

ABD Başkanı Bush’un, terörist faaliyetlere karıştığından kuşkulanılan, ABD yurttaşı olmayan kişilerinGuantanamo’da süresiz alıkonulmalarına ve askerî komisyonlarca yargılanmalarına izin vermesi, uluslararası hukuka vurulmuş en sert darbeydi. Daha da vahimi, Obama’nın söz verdiği hâlde bu uygulamayı sona erdirmemesiydi.

Obama, Bush’un terörle mücadelede “sürekli istisna hâline” geçme tercihini aynen devam ettirmekle kalmadı, daha da derinleştirdi. İstisna hâli, önemli bir kriz veya terör gibi ciddi güvenlik sorunları yaşanılırken, mevcut hukukun askıya alınmasıdır. “Makbul vatandaşlar” için liberal demokrat temelli özgürlükler işletilirken, “sözde vatandaşlar” için istisna hâli devreye sokulabilir. Bazı hâllerde iki kategorinin özgürlükleri de açıkça kırpılabilir.

Obama’nın istisna hâlinin devamına yaptığı en olumsuz katkı, teknolojideki gelişmelerden de istifade ederek, istihbarat ve izleme faaliyetleri yoluyla kişi mahremiyeti ve özgürlükleri aleyhinde yarattığı tahribattır. ABD’de istihbaratın ana kuruluşu olan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) en büyük internet sunucularına girerek hem kendi vatandaşlarının hem de yabancıların yazışmalarını izlediği ortaya çıktı.

Daha da kötüsü, onlarca özel şirket ve onbinlerce çalışanıyla yapılan sözleşmelerle istihbaratın giderek özelleştirilmesi ve Kongre üzerinden denetiminin imkânsız hâle getirilmesidir. Silahlı kuvvetlerin kimi hizmetlerinin özelleştirilmesinin ardından aynı sürecin istihbarat alanında da yaşanıyor olması, süreklileşen “istisna hâlinden” kimlerin milyarlarca dolar götürdüklerini de gösteriyor.

Durum böyleyken ABD’nin, “Ben de terörle savaşıyorum” diyen Esad’a ve benzerlerine karşı ahlaki bir inandırıcılığının kaldığı söylenebilir mi?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.