İktidarın bilgisini üretenler

  • 21.09.2013 00:00

 Gazeteci veya akademisyenlerin karşılaşmaları mukadder bir yol ayrımı vardır: “İktidarın bilgisini üretmekle”, “iktidarı bilinir kılmak” arasında bir tercihe zorlanırlar. İktidar yararına bilgi üretenler için bazı ikbal kapıları derhal açılır. İktidarın yol açtığı mağduriyetleri topluma anlatmayı ve toplumla beraber sorgulamayı seçen kamusal entelektüellerin işiyse çok daha zordur. 


Türkiye’de Gezi süreciyle beraber basında ve akademide yeni saflaşmalar ortaya çıktı. AKP ve karşıtları arasında konumlanma imkânı giderek ortadan kalktı. Başbakan’ın, kendi mutlak haklılığına dayalı mağduriyet söylemi ve buna binaen sadakat talep eden tarzı yüzünden, AKP yanlısı basında ara renklerin solduğu bir tek tipleşme yaşanmaya başlandı. 

Koşulsuz sadakate zorlananların vicdanlarında oluşması muhtemel incinme veya yırtılma hissine karşı, veya böylesi bir olasılığı ötelemek adına, sürekli bir alarm hâliyle hayali düşmanlarına saldırmaları kaçınılmazdı. Bu kurguya göre, “seçimle gelen AKP’yi sandıkla yenemeyeceğini düşünenler yeni oyunlar tezgâhlamaya başlamışlardı. Uyanık olmak, Milli İradeyi sahiplenmek gerekiyordu.” Bir tür “tersinden Kemalist” teyakkuz hâli... 

AKP yanlısı kalemlerin, ancak kutuplaşma ve gerilim ortamında meşruiyet elde edebilecekleri; normalleşme süreçlerindeyse, mevcut iktidar ilişkilerinden elde ettikleri “oransız güç” nedeniyle sorgulanabilecekleri bir ortamda yaşıyoruz. Özellikle muhafazakâr ve İslamcı gençler nezdinde yitirmeye başladıkları itibarlarını tamir için, topyekûn savunma söylemine çekilmeyi tercih ettiler. Kendi ikballeriyle doğrudan ilişkili bu gerilim yükseltme oyununa da “demokrasi savunması” adını verdiler. 

Sahiden de, ortada sadece AKP yanlılarıyla birtakım Ulusalcı çevrelerin rekabeti sözkonusu olsaydı, haklılık taşıyabilecek bu iddialar, hakikat kayasına çarpa çarpa ufalanıyor ve daha da kötüsü giderek kabak tadı vermeye başlıyor. Birazcık sağduyusu olan birisi, hem AKP’ye hem de Ulusalcılara aynı ilkelerden hareketle muhalefet edenlerin giderek belirginleşen ahlaki üstünlüklerini teslim eder. 

Bugün ülkede yaşanan gerilimin en temel nedeni, AKP’nin hızla eskiyen tek adama dayalı yönetim anlayışıdır. AKP, bir türlü kurumsallaşamadığı için, her şeyi kendi denetiminde tutmaya meyilli ve iyice yorulan Erdoğan’ın etrafında kenetlenme mecburiyetiyle felç olmuş bir parti. Ülkede yaşanan gerilimler, çoğunlukla Erdoğan kaynaklı ve bunu soğutabilecek parti içi bir mekanizma da yok. 

Daha da kötüsü, Erdoğan’ın ipine sarılarak hızla maddi güç kazanan medya çevreleri de “Kral çıplak” diyebilme reflekslerini yitirmiş durumdalar. Erdoğan’ın açtığı alanda hızla muktedir olanların aynı hızla iktidarlarını yitirme telaşına kapıldıkları bir süreç yaşıyoruz. Oysa zeminin kayganlığının en temel sebebi, AKP’de parti içi demokrasi ve eleştiri kültürünün oluşamaması ve bunu dışarıdan içeriye taşıyacak bir medya baskısının da yaratılamaması. 

Kendilerine demokrasi muhafızlığı vazifesini biçenlerin, rüştlerini ispat adına ilk yapmaları gereken şey, AKP ve Erdoğan’ı da eleştirebileceklerini ve gerekirse bunun bedelini de ödeyebileceklerini gösterebilmektir. 

Bugünün Türkiye’sinde 2000’lerde mevcut iktidar yapılanması yok. İktidar analizimizi güncellemenin ve ona göre tavır almanın vakti geldi de geçiyor. Zaten yere düşmüş olanları tekmelemeyi iktidar eleştirisi olarak yutturmanın inandırıcılığı kalmadı. 

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.