Demokrasiyi sadece ben paketlerim!

  • 28.09.2013 00:00

 Malumunuz, Başbakanımızın yüksek talimatlarıyla bir demokratikleşme paketi hazırlanıyor. Bizler oy verip dört yıllığına evlerimize çekilmiş, yeni sezon dizilerimize dalmışken, geçmişten devreden meselelerimizi bir bir ölçüp tartan büyüklerimiz; sağ olsunlar, hepimizin yüksek saadetleri adına güzel bir demokrasi paketi hazırlamışlar.

Yasama organımız olan TBMM’dekiler de bu paketin açıklanmasını sabırsızlık ve heyecanla bekliyorlar. Onların heyecanı eğitim yılının başlama zilini duyan çocuklarınkini andırıyor. Çünkü onlar tatildeyken “Bir Bilen” boş durmadı. Vekillerimiz tatilden döner dönmez tartışır gibi yapsınlar diye, Demokrasi Paketi’nin açıklanması yasama yılının açılışına denkleştirildi. Böylece paketi büyüklerimiz açıp doldurmuş; Yüce Meclisimiz de mührü basmış olacak. Demokratik teamüllere ve prosedürlere olan saygımız da zaten bunu gerektirirdi.

Bu arada Anayasa Komisyonu’ndaki vekillerimiz de bekliyorlar. Paket kapsamlı ise belki onların da işleri hafifler. Hepimiz Paket’i bekliyoruz anlayacağınız.

Aslında yukarıda şaka yollu anlatılan paketleme süreci, devletin toplumun ihtiyaçlarını tespit ederek çözmesine dayalı vesayetçi siyaset anlayışından pek mesafe alamadığımızın da bir göstergesi.

AKP ilk yıllarında sivil toplumun farklı unsurlarını biraraya getirerek onları dinlemek ve bu talepleri yasaya dönüştürmek adına bazı hamlelerde bulunmuştu. Kangren hâle gelen meseleler ve mağdurlarını dinleme refleksi göstermişti. Fakat muhatap alma süreci kısa sürdü. AKP, can yakıcı meselelerde sivil toplumla beraber yürüme ve bunu şeffaf biçimde, herkesin izleyebileceği bir tarzda gerçekleştirme cesaretini çabuk yitirdi. Başka bir ifadeyle söylersek, Yönetişim Devrimi’ni ıskaladı.

Tam da bu nedenlerle, Barış Süreci AKP’nin en fazla zorlandığı konu. Çünkü bu süreci, Kürtlerin örgütlü yapılarını muhatap almadan, onlarla müzakere yürütmeden atlaya zıplaya yürütmenin imkânı yok. Kürtler, vasiler eliyle meselelerinin çözülmesini kabul etmiyorlar, etmeyecekler. Onlarla bir masanın etrafına oturmanız lazım. Masa etrafından dolaşarak sadece herkesi beklenti yorgunu hâline getirirsiniz.

Bu yaklaşım sadece Kürtlerle ilgili meselelerde ortaya çıkmıyor. Toplumun en hassas olduğu eğitim meselesi, kimsenin ne zaman ve nasıl hazırlandığını anlayamadığı yasalarla hallaç pamuğu gibi atılıyor. Eğitim reformu, yerleşmiş demokrasilerin en fazla önem verdikleri ve üzerinde yıllarca çalıştıkları bir alan. Bu alanda son derece dinamik sivil toplum kurumları, sendikalar ve bilimsel kurumlar mevcut. Bunları tamamen devre dışı bırakarak hazırlanan bir yasanın geniş kesimleri memnun etmeyeceği ve toplumu istikrarsızlaştıracağı nasıl görülemez?

Demokrasi yangından mal kaçırır gibi, parmak hesabıyla yasa yapmaksa, bu yasaların mağdurlarının böylesine şeklî bir demokrasiye saygı duymalarını nasıl bekleyebiliriz?

Son demokrasi paketinin yapılış tarzı, içeriğini ve algılanma biçimini de etkileyecektir. Türkiye’nin eski yönetim geleneğinde sivil topluma çocuk muamelesi yapılıyor; devlet vasi gibi hareket ediyordu. AKP, bu anlayışı birazcık değiştirerek, daha çok kendisine yakın STK’ları dinler gibi yapan, ama asla onların denetimini elden bırakmayan bir tarz geliştirdi. Buna “devlet güdümlü sivil toplumculuk” diyebiliriz.

Artık iyice tıkanan ve toplumu içerisinde tutmakta zorlanan bu tarzı aşmak, ancak sahici biçimde toplumla beraber yönetmeyi göze alan aktörlerce mümkün olabilir.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.