Yerel seçimler, kutuplaşma ve kararsızlar

  • 1.10.2013 00:00

 Seçmen dinamiklerini çok yakından izleyen Bekir AğırdırT24 için kaleme aldığı “Yerelliğin Olmadığı Yerel Seçim” ve “Yerel Seçimde İstanbul” başlıklı iki yazıda dikkate değer görüşler ortaya attı. Buna göre, Türkiye yetişkin nüfusunun yüzde 76’sı büyükşehirlerde yaşıyor. Yerel seçimlerde bile yerel dinamiklerin, hemşeri faktörünün etkileri giderek azalıyor. Ağırdır’ın tahminine göre, “seçmenlerin yüzde 75-80’i genel siyasi tercihleri üzerinden oy verecek”.

Ağırdır’ın dikkati çektiği önemli bir husus daha var: “Oy oranlarını belirleyen şey partiler arası rekabet değil, seçmen ile AK Parti arasındaki oynaşma.” Yani seçmen kendisini AKP’ye göre ayarlıyor. Kararsızlık ve AKP yandaşlığı arasında salınıyor ama diğer partilere doğru ciddi bir kopuş göstermiyor.

Bu durum değişebilir mi? AKP ve kararsız seçmenler arasında ciddi bir kopuş yaşanabilir mi? Bu konuda da, reklamcı Ateş İlyas Başsoy’un Radikal gazetesinde yayımlanan, “AKP’nin Acı Kaybı: Selim Türkhan” başlıklı değerlendirmesini anımsatmak istiyoruz. Bu kurgu karakter, Başsoy’a göre, kararsız değil siyasetsiz seçmeni temsil ediyor. Başsoy bu seçmenlere STP, yani Selim Türkhan Partisi diyor. Başsoy’a göre Türkiye’de “siyasetli” seçmen yüzde 75 civarında. Yüzde 25 AKP’nin, yüzde 25 de CHP’nin kemik seçmenini ifade ederken, MHP, BDP ve SP de toplamda yüzde 25’e denk düşüyor. Geri kalan yüzde 25 de, “siyasetsizlerin STP’sini” oluşturuyor.

Başsoy, AKP’nin başarısının bu yüzde 25’lik siyasetsiz kesimle koalisyon kurabilmesinde aranması gerektiğini savunuyor. Konumuzla ilgili önemli bir iddiası da, Gezi olaylarından sonra “siyasetsizlerin partisi” STP’nin dağıldığı yönünde. Bunun nedeni de AKP’nin makul olduğu inancının zayıflaması.

Ağırdır ve Başsoy’un söylediklerinden benim anladığım şu: Yerel seçimlerde ülkeye dair umut verici bir vizyon sunmayı başaran, makul ve ılımlı söylemlerle Türkiye’yi sakince yöneteceğini kanıtlayan parti ve adayların şansı var. Başka bir ifadeyle söylersek, AKP ve lideriyle polemiğe girmeyen, isimlerini anmayan, doğrudan seçmenle konuşmayı başaran isimlerin şansları yüksek. AKP’nin boşalttığı makuliyet ve mutedillik alanını doldurmak seçim kazandırabilir.

Seçimlerde bu yaklaşımı tercih eden siyasetçiler, yakın zamanda ciddi başarılara imza attılar. Obama, kendisini Komünist olmakla dahi eleştirebilen hırçın Cumhuriyetçi rakipleriyle hiç polemiğe girmeden, direkt seçmenlere konuşarak seçim kazanıyor. Obama’nın böylece tercihlerini değiştirebildiği yüzde 5’lik bir kesim bile seçimleri kazanmasına yetiyor. Yine Fransa’da Hollande, kaprisli Sarkozy’ye karşı “öngörülebilir, sakin ve mutedil lider” vurgusuyla Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı. İran’daHasan Ruhani, hepsi güvenlik bürokrasisinden gelen militarist rakipleri karşısında, yine mutedillik üzerine kurduğu kampanyayla ipi göğüsledi...

Yukarıda altını çizdiğimiz mutedillik, adayın seçmen gurupları arasında ayrım yapmayacağı konusunda inandırıcı olabilmesini de gerektiriyor. Kılıçdaroğlu’nun 2009 İstanbul Büyükşehir seçimlerinde yüzde 37’ye kadar ulaşarak partisinden daha yüksek oy alabilmesi, tam da bu hususta yaratabildiği inandırıcılıkla ilgiliydi.


Kadir Topbaş
’ın partisinden daha yüksek çıkan oy desteği de, yukarıda çizdiğimiz profilin, İstanbul’da karşılığı olduğunu çok iyi kavramış olmasıyla ilgilidir. Topbaş, bu seçimlerde sadece rakipleriyle mücadele etmeyecek. Başbakan’ın katı ideolojik duruşunun kendi imajını etkilememesi için de uğraşması gerekecek...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.