Dinsel milliyetçilik veya hangi Osmanlı

  • 26.10.2013 00:00

 AKP ve Gülen Hareketi’nin “İslam-Türk sentezi” de denebilecek dinsel milliyetçilik anlayışından etkilendikleri görülüyor. İki oluşum da mevcut güçlerini küreselleşme rüzgârlarına borçlu. Türkiye’nin ilk ulus-aşırı dinsel cemaati olan Gülencilerin dinsel milliyetçiliği, Batı’ya ve küresel müesses nizama daha pozitif bir bakış içeriyor.

AKP’nin dinsel milliyetçiliğindeyse umut ve endişenin yan yana gelebildiği eklektik bir söylem mevcut. Hem Gülenciler hem de AKP’nin organik aydınları, Küre’yle ilişkilerini Osmanlı tarihinin fazlasıyla sübjektif yorumları üzerinden anlamlandırıyorlar.

AKP ve Gülen Hareketi’ni anlamanın yolu, Özal’ı anımsamaktan geçer. Özal’ın Türkiye’yi bölgesel güç yapma misyonuna dayalı pozitif milliyetçiliği, büyük güç olmanın yolunu iktisadi performansa bağlamıştı. Özal’ın, “1991 yılında Fatih Sultan Mehmet şunu yaptı, Yavuz Sultan Selim şunu yaptı diye övünmek milliyetçilik değildir. Milliyetçilik toplumların o anda kendi yaptıkları işlerle övünmesidir. Sen dünyayla yarış edebiliyor musun? Yani başka ülkelerle yarış edecek adamların var mı? Daha iyi ressamın, sanatçın, tüccarın, politikacın var mı?” sözleri, içe kapanmacı olmayan, “pozitif” milliyetçilik anlayışını da özetliyordu.

AKP ve Gülen Hareketi, Özal milliyetçiliğine medeniyetçilik misyonunu daha belirgin biçimde eklediler. Fakat Özal’ın başarıyı iktisadi alanda arayan ekonomist bakışını aynen muhafaza ettiler. “Dünyanın en kuytu yerlerine ihracat yaparak medeniyetimizin yeniden yükselişine öncülük eden çilekeş işadamlarımız” söylemi, 1970’lerin ortalama milliyetçisine fazla “materyalist” görünebilirdi.

Gülenci aydınlar, Osmanlı geçmişini küreselleşmeyle uyumlu biçimde yeniden yorumluyorlar. Özellikle Batı’da, “Osmanlı’ya özgü hoşgörülü bir ‘Türk İslam’ı’ anlayışı olduğunu; bu anlayışın da çok-dinli, çok-kültürlü bir atmosfer yarattığını” savunuyorlar. Osmanlı geçmişinin bizlere küreselleşmeyle uyumlu bir din anlayışı bahşettiği iddiası üzerinden, Batılı güç odaklarına hoş gelebilecek bir “ılımlı İslam” vurgusunu öne çıkarıyorlar.

AKP’nin de ilk yıllarındaki imaj sorunlarını aşmak adına bu yorumları sahiplendiğini, “medeniyetler arası diyalog” türünden girişimlerde başı çektiğini anımsayabiliriz. Bugün itibarıyla Gülenciler, aynı söylemler üzerinden küresel (Batılı) müesses nizamla uyumlu ve barışık duruşlarını koruyorlar. Hatta bu “farklarını” daha da öne çıkarmaya gayret ediyorlar.

AKP daha doğrusu Erdoğan ise, Milli Görüş’ten mülhem Batı karşıtlığını son zamanlarda fazlaca öne çıkarıyor. Erdoğan’ın dinsel milliyetçiliği, “Batı karşısında İslam dünyasının hamisi” olarak gördüğü Osmanlı’nın tarihî rolüne yeniden sahip çıkma iddiasını taşıyor. Erdoğan, uzun yıllar küreselleşme süreçlerini olumlayan bir Osmanlı yorumuna sahip çıkarken, birden bire aynı süreçlere tehdit olarak algılanabilecek farklı bir Osmanlı yorumunu yansıtmaya başlıyor.

Erdoğan Milli Görüşçü söyleme meylettikçe Gülenciler, Özal’ın mirası üzerinden özünde merkez sağcı bir duruşa sahip çıkıyorlar. Bu rekabetin ülke içi siyasette olduğu kadar, küresel alanda da etkili olma adına yürütüldüğü ve önemli sonuçlar doğurmaya teşne olduğu hissediliyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.