Sol ve olağan hayat

  • 29.10.2013 00:00

 Karşılaştırmalı bir bakışla ele alındığında, Türkiye Solu’nun nispeten etkisiz olduğu açıktır. Sözkonusu etkisizliğin en temel nedenlerinden birisi, solun bir aydın hareketi olarak doğmuş olması. Aydın da öncelikle Osmanlı’nın Tercüme Odası’nda dünyaya getirildiği için, fazlasıyla “kitabi” veya kuramsal düşünme eğilimine sahip.

Kuram, sol için her zaman değerlidir. Kuramın çok fazla abartılıp adeta dinsel bir mahiyet kazanması ise, Osmanlı-Cumhuriyet tecrübesinin “yeni bilgi, aynı zamanda dönüştürücü bilgidir” inancıyla yakından alakalı. Aydın da bu yeni bilgiyi gün ışığına çıkaran, “toplumu aydınlatan öncü” olarak ayrıca önem kazanır.

Kurtarıcı, dönüştürücü bilgi ve kurama duyulan naifçe inancın, dinsel düşünme kalıplarından bütünüyle kurtulamamakla da ilgisi var. Sözgelimi Sol’un genişçe bir bölümünde ne olursa olsun Marksizm’i haklı çıkarma kaygısı var. Marksizm’e veya bir kurama dindarca bağlanma, ona inanmayı adeta seküler bir iman hâline getiriyor. Son derece birikimli aydınlar, adeta “Marksist kuramı kurtarma komitesi” gibi hareket edebiliyorlar.

Bu kurtarma çabasının arkasında ciddi bir bağlanma ihtiyacı var aslında. Başka ülkelerdeki Marksist çevrelerde de benzerini gördüğümüz bu tutumun, Türkiye’de daha abartılı biçimlerde yaşanması, Kemalizmin etkileriyle de alakalı. Türkiye’ye yabancı birisi, Kemalistlerin bugünkü pratiklerini incelese, onları Anıtkabir merkezli bir dinin mensupları sanabilir.

Kemalizm, aklı bir otoriteden kurtarabilmek adına başka bir otoriteye bağlanma yoluna gitti. OysaKant’ın Aydınlanma tanımı basittir: “Aklın hiçbir otoritenin gölgesinde kalmadan işleyebilmesi.” Kemalist modernleşme projesi, toplumda etkili olduğu sürece, Kemalistler nispeten akılcı, pragmatik de davranabiliyorlardı. 1970’lerin Sol Kemalizmi bu duruşa örnek sayılabilir.

Toplum, Kemalist vesayetçiliği aşma emareleri gösterdikçe, Kemalizm dinî reaksiyonerliğe benzeyen bir savrulma yaşadı. Dinsel bağlanma ve törensellik unsurlarını daha da öne çıkararak krizi aşabileceğine inandı. Bu krizin en temel nedenlerinden birisi de, Kemalist aydınların toplumsal itibarlarını yitirdiklerine dair derin endişeleriydi.

Sol’la ilgili bir yazıda Kemalizm bahsini fazlaca uzattığım düşünülebilir. Son dönemde bazı Marksist gurup ve aydınların, Kemalistlere daha da yakınlaştıkları görülüyor. Bu benzeşme, 70’lerin Sol Kemalizmi örneğinde olduğu gibi, nispeten özgüvenli ve pragmatik bir boyut da içermiyor. Kimi Marksistleri Kemalistleştiren temel etken de aynı: Özünde modernist aydınların toplumsal itibarlarının gerilediğini hissetmelerinden kaynaklanan bir reaksiyonerlik.

Sol’un bir bütün olarak, aydınların açık veya örtük biçimde ayrıcalıklı sayıldıkları döneme özgü reflekslerini aşması gerekiyor. Aydınların itibarlarını, “kuramın bekçileri” olmaktan aldıkları dönem sona erdi. Eşitlik, adalet ve özgürlük gibi evrensel değerlere ulaşmanın sabit, sihirli bir “Tek Yolu” veya kuramı yok. Toplumsal mücadelelerde ayrıcalık iddia etmeden, “demokratça” var olabilmenin yollarını bulmalıyız.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.