Yeni Müesses Nizam artık çıplak!

  • 2.11.2013 00:00

 Türkiye Sağı, siyasal ve iktisadi meseleleri kültürel alana taşıyıp oraya kilitlemekte mahirdir. Kültürel mağduriyet söylemi üzerinden muazzam güç elde etmek, AKP öncesindeki sağ partilerin de başarıyla uyguladıkları bir yöntemdi. Türkiye siyasetinin aşırı sembolik doğası devam ettikçe, AKP’nin adeta muhalefetteymiş gibi bundan istifade ettiği, tabanını sağlamlaştırdığı açık.

Fakat deniz bitiyor. Genel olarak muhalefetin, özellikle de CHP’nin bu defa başörtüsü tuzağına düşmemesi, bütün toplum için çok iyi haber. Toplum, semboller ve kültürel değerler alanına sıkışmamış bir siyasete su gibi muhtaç.

Kökleri AKP öncesine giden mücadelelere AKP’nin de taraf olmasıyla, Türkiye’de yeni bir Müesses Nizam büyük ölçüde şekillendi. Ordu’nun pasifize edilmesi nispeten zor gerçekleşse de, Yargı’nın üst kademelerinden Kemalistlerin tasfiyesi, beklenmeyen bir hızda oldu. Eski Müesses Nizam’ın zapt edilemez sanılan kalelerinin, “kâğıttan kaplanlar” gibi etkisizleştirilmelerinde, Cemaat desteğinin belirleyici olduğu, “herkesin bildiği bir sır”. Güvenlik Bürokrasisi’nde hangi aktörlerin etkin olduğunu detaylıca yazmaya gerek yok...

İktisadi alana gelince, Özal’la başlayan birikim, AKP hükümetleri ve yerel yönetimlerinin sağladıkları olanaklarla daha da yoğunlaştı. Bu alanda da AKP’ye yakın MÜSİAD ve Gülencilere yakın TUSKON arasında güç paylaşımı zarureti doğdu. AKP’nin bir başka hamlesi de “havuç ve sopa” yoluyla TOBB’u etki alanına almasıdır. AKP, iş dünyası için “vazgeçilmez bir aktör olmanın” yolunun TOBB’dan geçtiğini elbette biliyor.

Kültür alanında da yeni ilişkiler şekilleniyor: “Neo-liberal zamanlarda” çok sayıda devlet üniversitesi kurma tercihinde bulunan AKP’nin, buralara da kendi kadrolarını yerleştirme gayretinde olduğu, yine Cemaat başta olmak üzere farklı İslami oluşumlarla güç paylaşmak durumunda kaldığı görülüyor. Görsel ve yazılı medyada da “AKP’nin kravatlıları” ve Gülenciler ana bölünmesi ve bunlara ek tali bölünmeler sözkonusu. İşte merkeze yürüyüşünü büyük ölçüde tamamlamış olan yeni Müesses Nizam bu.

Yeni Müesses Nizam, eskisinin şekillenmesine içkin hiyerarşik mantıkla ve yeni eşitsizlikler yüklü olarak dünyaya geldi. Türkiye’nin kaderini ilgilendiren çok sayıda karar, sivil topluma danışılmadan, doğru düzgün planlama yapılmadan, yeni Müesses Nizam’ın aktörlerini güçlendirme kararlılığıyla uygulamaya sokuluyor. AKP, kendi kadrolarını bürokrasiye, üniversitelere, bir bütün olarak kültür alanına yerleştirme azminde hiçbir sınır tanımıyor.

Bir iktidar, “makbul kadrolarının” seçiminde “İslami hassasiyetleri olanlar ve olmayanlar” diye bir ayrım noktasından hareket edebiliyorsa, orada demokrasi adına büyük bir ayrımcılık yapılıyor demektir. Üstelik bu ayrımcılık, siyasetçilerin çok sevdikleri ifadeyle söylersek, “beraber çalışılabilecek üst düzey yönetici kadrolarla” da sınırlı değil. Eğer partizanlık gözlerinizi körleştirmediyse, en alt düzeydeki kadrolarda da bu ayrım üzerinden tercihler yapıldığını görebilirsiniz.

İktidar değiştiğinde en alt kademedeki kadroların dahi değiştiği bir ülke demokrasi değildir. Siyasal iktidarın gündelik yaşamımızda bu denli belirleyici ve etkin olabildiği süreçlerin geriletilmesi; işte siyasetin asıl konusu bu olmalıdır. Şimdi yeni mağdurlara, asla rövanşist olmayan ve adalet ilkesine dayalı yeni çözümler önermek, siyasetin esas görevidir.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.