Yerel seçimlere giderken tartışmamız gerekenler

  • 19.11.2013 00:00

 Türkiye hızla yerel seçimlere giderken yerel tartışmalardan uzak bir görüntü sergiliyor. Hem yerel seçim mevzuatı hem de aşırı merkeziyetçi yönetim yapımız, çağımızın gereği olan yerinden demokratik yönetim anlayışından uzak. Konuyla ilgili değerli katkılar sunan İkbal Polat’ın ifadesiyle, “Türkiye okullara süt dağıtımı ihalesinin” bile merkezî yapıldığı, ilçe yerel yönetimlerine ve okul aile birliklerine bırakılmadığı ve bunun çok da tuhaf karşılanmadığı bir ülke.

Oysa bizlerin yerel seçim sisteminden merkezî yönetim yapımıza kadar pek çok alanda ciddi reformlar yapmamız gerekiyor. 1984’den sonra “Güçlü Başkan Zayıf Meclis” anlayışına dayalı bir yerel yönetim pratiği oluştu. 1994’te yüzde 25 oy alarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen R.T. Erdoğan örneğinde olduğu gibi, küçük bir oy oranıyla güçlü başkan olmanız mümkün. Küçük partiler ve bağımsız adaylar aleyhine olan yerel barajlar nedeniyle, güçlü partileri koruyan bir sistem yaratılmış durumda. “Kahraman yurttaş, güçlü oligarklara karşı” türünden başarı hikâyelerini daha baştan boğmaya dönük bir hesap yapılmış.

İçine doğduğumuz abartılı merkeziyetçiliğin sakıncalarını kavramakta zorlanıyoruz. Daha da kötüsü, bu konudaki tartışmalara “üniter devlet yapımızı aşındırmaya çalışıyorlar” diye karşı çıkan genişçe bir kesim sözkonusu. AKP hükümeti 2005 yılında, AB’nin iyi yönetişim ve yerindenlik ilkelerini hayata geçirmek adına bazı düzenlemeler yapmıştı. Dönemin muhalefet partileri ve Cumhurbaşkanı, bu düzenlemelerin “üniter devlet yapısına tehdit oluşturduklarını” iddia ederek sert tepki göstermişlerdi. Bu reformların zamanlaması, PKK’nın yeniden silahlı mücadeleye başladığı 2004 yılı sonrasına rastlamaları bakımından oldukça talihsizdi. Sonuçta AKP, kendi yasalaştırdığı reformları uygulamaya yansıtmadığı gibi, giderek artan oranda merkeziyetçi tercihlerde bulunmaya başladı.

Ülkemiz yönetim yapısının yerinden yönetim ilkelerine göre yeniden düzenlenmesini savunan etkili tek siyasi aktör BDP. Yerel düzeyde yürütülen HES mücadeleleri, Kentsel Dönüşüm’e karşı ortaya çıkan ve yeni dinamiklere sahip kent hareketleri ve bununla ilişkili Gezi Süreci, merkeziyetçi saldırıların yaşam alanlarımızı nasıl tehdit ettiğini açık biçimde gösterdi.

Gezi Parkı örneğinde yaşandığı gibi, muhatabımızın Beyoğlu veya Büyükşehir Belediyesi olması gereken bir ortamda Başbakan ve bakanları herkesi aşan yetkilerini anımsatarak devreye girdiler. Aslında ortada ciddi bir yetki aşımı da yok. Yakın zamanda AKP hükümeti, imar planlarından kentsel dönüşüme kadar her alanda kendi bakanlıklarını yetkili kıldı. Böylece merkeziyetçiliği bir karabasan olarak iliklerimize kadar hisseder olduk.

Bu türden mahalli mücadelelerin ana bir stratejileri olmalı. Bunun adına Yerinden Demokratik Yönetim arayışı diyebiliriz. Küçük bir bölgede HES yapımına kimlerin karar vermesi gerektiği gibi muazzam öneme sahip tartışmalar da bu ana strateji etrafında yapılabilir. Böylesine hayati bir meselede bölge halkına söz hakkı tanımayan merkeziyetçi bakış açısı, en basitinden yaşam hakkına saldırıdır. Yerel yönetimlerin eğitim alanlarına girebilmeleri önündeki engellerin kaldırılmasından, daha etkin ve demokratik yönetim için bölge meclislerinin kurulmasına kadar tartışmamız gereken sahici bir yerel gündemimiz olmalı.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.