Gezi’den sonra

  • 26.11.2013 00:00

 Gezi direnişi Türkiye’de çok farklı yorumlara konu oldu, olmaya da devam edecek. Gezi, “Erdoğan ve bildik karşıtları” hikâyesinden ziyade, bu toplumun vesayet sonrası Türkiye’sini kurma arayışının yoğunlaşmış bir alanı olarak görülmelidir. Gezi’de isyan edilen, bugün Erdoğan’ın simgelediği ama aslında onu da aşan; tek bir aktörün her konuda belirleyici olabildiği merkeziyetçi zihniyet ve siyasal yapıdır.

Toplum ve merkeziyetçi iktidar arasındaki dolaylı ve dolaysız mücadeleler Osmanlı’ya kadar geri götürülebilir. Erdoğan’ın Gezi direnişine verdiği sert tepki, devletçi geleneğimizin söylem ve yöntemlerini bire bir yeniden üretti. Geziciler toplum karşıtı (çapulcu) ilan edilerek, şiddetle bastırılmaları meşrulaştırılmaya çalışıldı. Yine devletçi geleneğimizin muhaliflerini normal dışı ilan etmek adına başvurduğu komplocu söylemler aynen devreye sokuldu.

Devletçi- merkeziyetçi zihniyet, toplum kaynaklı, aşağıdan yukarıya bir dinamiğe sahip olan siyasal özne olma arayışlarına her zaman kuşku ile yaklaşmıştır. Gezi’de olduğu gibi kentlilerin yaşam alanlarına, geleceklerine sahip çıkma arayışı, tek-aktörlü siyasal yapıya tehdit olarak algılanmıştır. Aslında tehdit algısı doğrudur. Zira Türkiye’de artık hiçbir güç tek-aktörlü siyaseti topluma dayatamaz. Dayatmaya kalkanlar, kendi kendilerini demokratikleşme adına aşılması zaruri bariyerler hâline getirirler.

Erdoğan’ın devletçi- merkeziyetçi zihniyetten devraldığı bir başka iktidar tekniği de kültürel yarılma üzerine oturtulmuş bir popülist dile yaslanmasıdır. Bu da temelde Kemalistlerden öğrenilen, ama tersine çevrilen bir tekniktir. Kemalistler, Batıcılar ve geleneksel unsurlar üzerine kurdukları bir kültürel yarılma üzerinden hareketle, iktisadi, siyasi ve kültürel seçkinleri birinci alandan seçme tercihinde bulundular. “Makbul seçkinler” safına katılabilmek için Batıcı süzgeçten geçmek durumundaydınız. Batıcı olmasanız dahi kamusal alanda öyle görünmeliydiniz.

Bugün AKP, aynı kültürel yarılmanın diğer tarafını öne çıkararak ülkeyi yönetiyorsa, bu kültür eksenli içerme ve dışlama tekniğini Kemalistlerden devraldığını gösterir. Eskiden iktisadi seçkinlerin bir parçası olabilmeniz adına Kemalist uygarlık idealine biat ettiğinizi göstermeniz gerekiyordu. Bugün de aynı şeyi dinsel milliyetçilikle tanımlanmış Medeniyetçi ideale biat ederek göstermeniz bekleniyor.

Fakat nasıl muktedirler birbirlerinden iktidar teknikleri öğreniyorlarsa, toplumsal hareketler de geçmişteki ve mevcut hareketlerden iktidara direnme tekniklerini öğrenirler. Gezi direnişinin vesayet sonrası Türkiye’sinin inşası yolunda önemli bir dönemeç olabilmesi, geçmişte sosyalistlerin, Kürtlerin ve İslamcıların verdikleri mücadelelerin bakiyesiyle olanaklı hâle geldi. Bundan sonra ortaya çıkan direnişler de Gezi ruhundan bir şeyler taşıyacaklar.

Bizlere dayatılan ikili yarılmada taraf olmayı asla kabul etmeden, sayımızın “ikiden” çok olduğunu ısrarla vurgulayarak çoğul Türkiye’nin çok-aktörlü siyasetini inşa edeceğiz. Böyle bir Türkiye’de, doğuştan getirdiğiniz veya sonradan seçtiğiniz kimliğiniz, hangi partiye oy vereceğinizin kolaylıkla anlaşılmasına yetmeyecek.


[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.