Cemaat ve AKP kavgasını nasıl anlamalı

  • 3.12.2013 00:00

 Türkiye, herkesin bildiği ama konuşamadığı “sırlar” ülkesi. Gazete ve televizyonların çoğu asıl yakıcı meselelerimizi görmezden geliyorlar. Bu meseleler ele alındığında, taraflar kendilerinin mutlak haklılığı üzerinden tartışma yürüttükleri için, yapılanın propagandadan farkı kalmıyor. AKP- Cemaat kavgasının iki tarafına da eleştirel bir mesafeyle yaklaşanlar yok sayılıyorlar.

Önce resmi bulandırmadan ortaya koyalım: Cemaat ve AKP, kendileri aleyhine işleyen Müesses Nizam’ın tasfiyesi konusunda ittifak yaptılar. Deneyimsiz AKP, kurtlar sofrasında yem olmamak için Devlet’in içinde belirli bir ağırlığı ve tecrübesi olan Cemaat’e yakın kadrolara yaslandı. Bu anlamda, “Devlet’e karşı toplum” şeklinde basit bir mücadeleden bahsetmenin inandırıcılığı yok. Cemaat’in de, kendisine yönelik bir tasfiye endişesini hep taşıdığı için, AKP’yle hareket etmek dışında bir seçeneği yoktu.

AKP, Ordu’nun darbe yetenek ve iradesinin kırılmasıyla yetinebilecekken, Cemaat daha kapsamlı bir temizlikten yana oldu. Fırsat ele geçmişken, “menfi kadrolar” köklü biçimde tasfiye edilmeliydi. Böylece hukukun siyasallaştığı, yeni mağduriyetler ürettiği bir süreç yaşadık.

Sonuçta Ordu ve Yargı’nın pasifleştirilmesi beklenmeyen bir hızla gerçekleşti. Surlarında gedik açılamaz sanılan iki yapı, “kâğıt kaplanlar” gibi etkisizleştirildiler. Böylece eskisiyle ciddi zihniyet ortaklığı olan Yeni Müesses Nizam hızla inşa edilmeye başlanıldı. Dolayısıyla AKP ve Cemaat kavgasına bütünsel bir açıdan bakıldığında, sözkonusu olanın Yeni Müesses Nizam’da belirleyici olma mücadelesi olduğu açıktır.

AKP, özellikle 2010 Referandumu sonrasında oluşturulan yeni yargı hiyerarşisinde belirleyici olamadığı için endişe etmektedir. Buradan bakıldığında yargının AKP için “Aşil’in Topuğu” olabilecek bir potansiyel barındırdığı görülebilir. Başka bir açıdan bakıldığındaysa, AKP’nin Yasama ve Yürütme erklerinde etkin olduğu sürece, uzun vadede Yargı’yı da kendi denetimine alabileceği avantajlı bir konumu var.

Aslında yeni anayasa yapım süreci, AKP için Yargı alanını yeniden dizayn etmek adına büyük bir fırsat sunuyordu. AKP’nin derdi, Yargı’nın blok olarak hareket eden bir gurubun denetiminde olamayacağı bir düzenleme yapmaktı. AKP, bu denetim gücü kendisinde olabilseydi, elbette özünde anti-demokratik güç birikmesine itiraz etmezdi. AKP, Yargı içerisinde Cemaat’e yakın kadroları denetlemek adına, yeni anayasada, yargı hiyerarşisinin seçilme tarzını daha “demokratik” hâle getirmeyi; bu anlamda da CHP, MHP ve BDP’yle beraber hareket etmeyi tercih edebilirdi. Nitekim anayasa tartışmalarında bu yönde kimi işaretler de ortaya çıktı.

Yeni anayasa yapılabilseydi veya yapılabilirse, Yargı içerisinde blok oy verme yoluyla her alanı ele geçirmeyi mümkün kılan mevcut yapı ortadan kaldırılabilir. Bu konuda partilerin kendi aralarında uzlaşma yakalamaları mümkündür. Aslında böyle bir düzenleme uzun vadede Cemaat dâhil, herkesin hayrına olacaktır.

Bütün siyasal meselelerimizde dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Siyasal aktörler, güç ve yetki paylaşımını öğrenemiyorlar. Her aktör, fırsat bulunca tekçi, dışlayıcı bir yapı kurmaya girişiyor ve uzun vadede kendi tasfiyesinin yolunu açıyor. Umarız bu kriz, demokratik bir anayasa yapma zaruretini bir kez daha anımsatır.


[email protected]

http://www.taraf.com.tr/yuksel-taskin/makale-cemaat-ve-akp-kavgasini-nasil-anlamali.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.