Özgürlük güzel şey!

  • 14.12.2013 00:00

 Cemaat-AKP gerilimi, bazılarına nedense doğal görünen “sabrediyoruz” yaklaşımının nasıl kontrolsüz patlamalara dönüşebileceğini bir defa daha gösterdi. İki tarafın kalemleri öyle şeyler yazdılar ki, bu durum ya kendi dokunulmazlıklarına duydukları inançla ilgili olabilir ya da savaşın soğuk olanından sıcağına geçme vaktinin geldiğini düşünmelerinden.


Son günlerde özellikle Yeni Şafak ve Cemaat medyasında yazılanları okuyorum. Bana son derece tuhaf gelen bir durum var: Yazılanların çoğuna hak verir gibi oluyorsunuz ama hep eksik bırakılan bir şeyler var. İnsan tam da bu noktada özgürlüğün kıymetini anlıyor. Özgür bir entelektüel, hatalı analiz de yapabilir ama sahip olduğu özgürlük ve bunun verdiği şahsi sorumluluk, özeleştiri yapmasını da kolaylaştırır.

12 Eylül darbesi ve Berlin Duvarı’nın yıkılması, solcuların örgüt taassubu denen şeyi tartışmalarına vesile oldu. Örgütlü hayatın, bireysel inisiyatiflere ve farklılıklara imkân tanımayan özellikleri sorgulanmaya başlandı. O zamanlar en azından inanç duyulan idealler nedeniyle böyle bir hayatı omuzlayanlar vardı.

Bugün tartıştığımız kavgaya baktığımda, inançtan ziyade güç istencinin ağır bastığını görüyorum. Güç istencinin, İslam’la, inançla, misyonla ilişkilendirildiği ama her geçen gün inandırıcılığını yitiren bir dünyevi tutku patlaması sözkonusu.

Sözgelimi Yeni Şafak’ta yargının evrensel hukuka göre hareket etmesi gerektiğini, gurup çıkarlarına göre karar veremeyeceğini savunan değerli yazılar kaleme alındı. Ama bir şeyler eksik kalıyor sanki? İnsanın ağzında ekşimsi bir tat kalıyor.

Bir süre önce çok sayıda insan, hukukun siyasallaştırıldığı bir süreçte mağdur edildiler. Yeni Şafak’ta bu yazıları kaleme alanlar, o dönemin mağduriyetlerinin nedenlerini bilmelerine rağmen susma tercihinde mi bulunmuşlardı? Onlar da dosya biriktirenler kervanına mı katıldılar? İslami, muhafazakâr kesimlerde o pek sevilen “sabrediyoruz” refleksine mi sığındılar? Hiç özeleştiri yapmayacaklar mı? Yakın zamanda Memet Ali Alabora’ya Yeni Şafak eliyle yapılanlar konusunda hiç mi özeleştiri vermeyecekler?

Benzer eleştiriler, Cemaat medyasına da yöneltilebilir. Cemaat’in kimi unsurlarının Barış Sürecine aykırı refleksler verdiğini, hukuku siyasallaştırdığını ne zaman kabul edecekler? Cemaat’e dışarıdan bakanlar, bu meselelerde ikna olmuyorlar. Sadece iknaa dayalı “PR” çabaları yerine, içeride bir tutarlılık arayışına girmek daha sağlıklı olmaz mı?

Ben insanların değişebileceğine inanıyorum. Yakın geçmişte, kiri kirle yıkamaya kalkanlar olmadı mı? Mesele, yüzleşme ihtiyacını ertelemeden özeleştiri vermekte. Konjonktürel güç mücadelesi bunu gerektiriyor diye bavulları açıp kılıçları kuşanmak, beni ikna etmiyor.

“Kendi cenahımızda” yanlış bir şey görünce sabretmeyelim, tez canlı olalım. Özeleştiri kaçınılmaz bir vicdani baskı hâline geldiğinde, “fitne” kavramına sığınmayalım. “Kol kırılır yen içinde kalır” anlayışına yansıyan, “Müslümanlar ve diğerleri” ayrışmasına dayalı bu zihniyet aşılmalı. “Bak, solcular, laikler bayram ederler” diyerek özeleştiri ihtiyacını ötelemekten vazgeçilmeli...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.