Laikliğin vazgeçilmezliği

  • 4.01.2014 00:00

 Ortadoğu’da Arap Baharı sonrasında yaşananlar ve ülkemizde patlak veren AKP- Cemaat çatışması, laikliğin özgür bir toplum için ne kadar vazgeçilmez olduğunun kanıtlarıdır. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in laikliğe “gayrı-milli bir kavram” olarak yaklaşmaları ve “İslami demokraside bu ithal anlayışa ihtiyaç olmayacağını” savunmaları, bu konuda oluşan ve oluşabilecek gerilimlerin habercisiydi.

Müslüman Kardeşler, kendilerinden daha radikal Selefilerle “en İslamcı benim” yarışına girince, laik çevreleri ciddi biçimde ürküttüler. Endişeli laiklerin verdiği desteği arkasına alan General Sisi, 3 Temmuz’da darbe yapınca, Mübarek döneminden de geriye gidilmeye başlandı. Bu defa devreye giren, militan laiklik anlayışıydı. On yıllardır şiddetten uzak duran Müslüman Kardeşler, terör örgütü ilan edildi.

Yaşanan trajediler, bizler için ciddi dersler de barındırıyor. Ne ordunun dinî cemaatleri meşru görmeyen militan laikliğinin, ne de Müslüman Kardeşler’in “bizde laikliğe ihtiyaç yok” tavrının, Mısır’ın dertlerine merhem olabilmesi mümkün.

Devletin laik olmadığı, toplumda da laik devletin kabul görmediği yerlerde kaçınılmaz olarak İslam içi çatışmalar ortaya çıkıyor. Ortadoğu’da patlak veren mezhep kavgaları, laik devletin meşru görülmemesiyle yakından ilişkili. Laiklik olmayınca sadece laikler ve mütedeyyinler, kuralsız ve yok edici çatışmalara yuvarlanmıyorlar. İslamcılar ve diğer dinî azınlıklar arasında da gerilimler oluşuyor. Ortadoğu, yüzyıllardır bölgenin çok önemli bir rengi olan Hıristiyanların kaçtıkları, terk ettikleri bir coğrafyaya dönüşüyor.

Laikleri pasifize etmek, Hıristiyanları uzaklaştırmak, bazılarının sandıkları gibi, “ideal İslami toplumu” yakınlaştırmıyor. Peşinden Sünni- Şii çatışması geliyor. Ondan sonra da ılımlı Sünni- köktenci Sünni çatışmaları gelecektir.

En ideal dinî yorumu ben bilirim ve toplumu devlet eliyle İslamileştiririm” zihniyeti kabul gördükçe gidilebilecek başka yer yok. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’deki İslamcı çevrelerin çoğunluğunun, “devlet eliyle İslamizasyon” perspektifinden vazgeçtiklerini söylemek mümkün değildir. Dönemsel geri çekilişlere rağmen, İslamcıların büyük çoğunluğu hâlen bu noktada durmaktadır.

AKP’nin laiklik anlayışını “pasif laiklik” “Anglo-Sakson laikliğine yakın” diyerek olumlayanlar, inandırıcı değiller. AKP, Diyanet İşleri’nden, Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarına kadar çok sayıda kurumu kendi ideal toplumunu yaygınlaştırmak adına aktif olarak kullanmaktadır. Kemalistlerin, laikleri himaye ederken, mütedeyyinleri baskı altında tutan “laiklik” anlayışı, AKP tarafından, “bazı” İslami çevreleri himaye eden, laiklereyse aktif olarak müdahale eden bir yoruma çevrilmiştir. Laik olduğu varsayılan bir devletin, dinî bir misyon uğruna ele geçirilmeye çalışılması başlı başına açıklayıcıdır.

AKP- Cemaat kavgasının bize gösterdiği husus, AKP’nin devlet imkân ve araçlarını, meşru bulmadığı diğer İslam yorumlarına karşı da kullanabileceğidir. 12 yıldır Alevilere yaşatılanlar, yarın kimi İslami çevrelere de yaşatılabilir. “Makbul Müslüman’ın” kim olduğuna karar verme hakkını kendinde görenler ve ideal toplumlarını “bizlerin vergileriyle ve bize rağmen” hayata geçirmekte tereddüt etmeyenlerin, bunu meşru bulmadıkları İslami çevrelere yapmayacaklarının garantisi yoktur.

Demokratik ve özgür bir toplum için laiklik şart.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.