Yerel seçimleri kazanalım, sonra bakarız

  • 21.01.2014 00:00

 “İstanbul’da veya falanca yerde seçimleri kim kazanır?” konusunda tahmin duymak isteyenler bu yazıyı okumayabilirler. “Yerel yönetimlerin hem etkin hem demokratik işleyişe kavuşması için neler yapılabilir” sorusu anlaşılan bu seçimlerde de tartışılmayacak. Oysa yaşadığımız siyasal gerilimlerin en önemli kaynaklarından birisi, merkezin çok fazla yetki ve güce sahip olması ve er geç bu aşırı gücün yozlaşmayla sonuçlanması.

Gezi Parkı’nda yapılmak istenenler dâhil, İstanbul’u yaşanmaz hâle getirmekte olan plansız programsız “inşaatizmin” arkasında da bu gerçek var. Belediyelerden, ilgili kurullara kadar olası denetim mekanizmalarının bir telefonla aşılabildiği bir ülkede yaşıyoruz. İşadamlarının istedikleri imar izinlerini bir çırpıda verenler, bir de “kendilerine karşı olan muktedir İstanbul Baronlarından” yakınmazlar mı? İnanılır gibi değil.

Kendilerine yakın işadamlarına baron diyemezler tabii ki. “Onlar alınlarının teriyle sıfırdan büyümüş kaplanlardır.” “Bu kendi kendine, sıfırdan büyüyen işadamı” efsaneleri de hükümet medyasında çok revaçta. Fakat bu konudaki ciddi akademik çalışmaların ortaya koyduğu bir gerçek var: Bu iş çevreleri de büyümelerini ANAP’tan AKP’ye kadar gelen merkezî ve yerel idarelerle kurdukları beslenmekayırılma ilişkilerine borçlular.

Demek ki günümüzde, hem merkezî idare hem de “yerel” yönetimler, iktidarda olan partinin kendi sermayesini yaratmasına yarıyorlar. Sermaye bir yerde bu kadar çok birikiyorsa, başka yerden alınıyor veya başka yerlere yeterince dağılamıyor demektir. İşte asıl mesele de bu: Yerel yönetimleri, sırtlarından başkalarının zenginleştiği kesimler için devreye sokmak. “Rant için değil halk için” yerel yönetimleri savunmak. Ama bu mevcut mevzuatla kolayca başarılabilecek bir hedef değil.

Aynı merkeziyetçi zihniyetin yerel ölçekte üretilmesi üzerine kurulu yerel yönetimler de, “yerel oligarklar” ve onların merkezinde olduğu rant şebekeleri yaratmanın ötesine geçemiyor. 12 Eylül Cuntası’nın ANAP’la beraber yerleştirdiği bir anlayış var: “Güçlü Başkan, Zayıf Meclis.” Meclis, başkanı fiilen denetleyebilme gücüne sahip değil. Zaten böylesi bir denetimin “fazla ideolojik yerlere” gidebileceği endişesi duyulmuş. Bu nedenle, başkanın yakın çeperinde yerinizi alabilirseniz, ranttan siz de istifade edebilirsiniz. Yerel siyaset aktörlerine darbecilerin açtığı yeni alan budur: Ranta ortak olun ama “siyaset” yapmayın!

Yerel yönetimleri ranta ortak edenler, “başka alanlara taşılmasın” diye epeyce dikkatli davranmışlar. Sözgelimi ilçe belediyeniz, öğrenci yurdu açamıyor. Anlaşılan birileri, “Sakıncalı başkanlar, ya yurt açarsa” diye karar kara düşünüp bu tedbirleri almış.

Yerel yönetimler, eğitim alanına da giremiyorlar. Meslek edindirme kursları gibi “zararsız” işlerle ilgilenebiliyorlar sadece. Çok sayıda yerel yönetim, okul yaptırıp, MEB’e teslim ediyor; bu okulların bakımını üstleniyor ama okullar Devlet’in; o kadar! Oysa doğrusu, bu okul binalarının belediyelere devridir. Hatta belediyeler, mevcut ders müfredatlarına ek olarak, kendi bölgesel ihtiyaçlarına yönelik ek dersler de açabilmeliler. Bu söylediğimi “sakıncalı” bulacak ve samimi endişelere sahip insanlar vardır, eminim.

Ama seçim anketlerinden önce asıl bunları tartışmalıyız.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.