Muhafazakâr sağ ve İslam

  • 25.01.2014 00:00

 AKP ve Cemaat arasında yaşananlara belirli bir mesafeden bakınca aslında iki anlayışın da muhafazakâr sağ bir duruşa sahip olduğunu; İslam’ı da bu eksende yorumladıklarını söyleyebiliriz. Muhafazakâr sağ duruş yeni değil. 1945 sonrasında DP, AP ve ANAP da muhafazakâr sağcılığın hâkim olduğu partilerdi. DP ve AP, “dine hürmetkâr ama örgütlü İslamcılığa kuşkulu” duruşlarıyla öne çıkarlar.

Soğuk Savaş döneminde dindarlar, siyasal İslamcı partilerden ziyade “dine hürmetkâr” kalkınmacı sağ partileri tercih ettiler. Muhafazakâr sağ partilerin vaadi, “kendi kimliğini muhafaza ederek, kalkınmadan istifade etmek” olarak özetlenebilir. Bu dönemde dindar kesimlerin büyük destek verdikleri bu anlayışı siyasal İslamcılıkla karıştırmamak gerekiyor.

Soğuk Savaş’ın muhafazakâr sağ partileri, Kemalizm’le hem pragmatik bir uzlaşma içerisindeydiler; hem de kimi Kemalist ilkeleri benimsemekteydiler. Bugünden bakarsak, DP ve AP’ye “ılımlı Kemalist” dahi diyebiliriz. Kemalist modernleşme projesinin en önemli şanslarından birisinin, DP ve AP gibi partilerce kitlelere taşınabilmesinde olduğu söylenebilir.

Ne var ki Türkiye sosyolojisinin dinamikleri, küresel süreçlerle çakışınca, muhafazakâr sağın İslam, Milliyetçilik ve Kemalizm üzerine kurduğu hassas denge sürdürülemez hâle geldi. Giderek kentlileşen Türkiye’yi, kitlelerin edilgen kalmaları anlayışı üzerine bina edilen muhafazakâr sağ taşıyamıyordu. ANAP, bu yeni koşullarda muhafazakâr sağın yeniden inşası olarak okunabilir. Partinin milliyetçi ve muhafazakâr kanatlardan oluşan “kutsal ittifakı” ve Batıcı kanadı, yan yana kalamadılar ve Mesut Yılmaz döneminde birbirlerinden koptular.

1990’ların merkez sağ ve sol partileri, kentlerin çevrelerine yerleşen kesimlerin İslam’la kurdukları ilişkiyi okuyamadılar. Bu kesimler, onlar adına hareket ederek oy bekleyen merkez sağ ve sol partileri kabullenmediler. Kendi siyasi, iktisadi ve kültürel seçkinlerini yarattılar. AKP bu kesimlerin iktidarını temsil eder.

AKP’nin sosyolojik olarak yükselişte olan kesimleri temsil etmesi, partinin muhafazakâr sağ niteliklerinin anlaşılmasını zorlaştırıyor. AKP, kendi yerini sağlamlaştırma adına sahiplendiği reformculuğu zamanla terk ederek, muhafazakâr sağ partilere özgü savunmacı reflekslerle hareket etmeye başladı. Bunun en önemli göstergesi, devlet kavramına yüklenen anlamdır. Devlet’in dümenine geçtikçe, devlet kendi mantığı ve icapları olan bir alan olarak sahiplenilmeye başlandı.

Muhafazakâr sağ, devlet, iktisat ve kültür alanlarının birbirlerinden özerk alanlar olduğunu ve kendilerine özgü mantıklara sahip bulunduklarını kabul eder. Buradan bakıldığında Cemaat’in de benzer bir algıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ne AKP ne de Cemaat, her üç alanın da (iktisat, kültür, siyaset) İslamileşmesi gerektiği ilkesini paylaşır. Kendilerine özgü mantıklara sahip bu üç alanı Muhafazakâr/ İslamcı kadroların yönetmesiyle yetinilir. Bu iki çevrenin de Devlet’le kurdukları ilişki, yukarıdaki çerçevenin dışında anlaşılamaz. Sonuçta Devlet asla ele geçirilemez. Devlet, muhafazakâr sağı kendi mantığının içerisine alır.

Bugün Cemaat’in ve AKP’nin muhafazakâr sağ anlayışlarının başarılı olabilmesi için, İslam’ın muhafazakâr sağ bir yorumunu popülerleştirebilmeleri gerekiyor. “İslam’ın doğası gereği Sağ’da konumlandığı” iddiasına dayalı bu yaklaşım ne kadar kökleşecek; nasıl itirazlarla karşılaşacak, bunu hep beraber göreceğiz.


[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.