Adalet ve İslamcılık

  • 4.02.2014 00:00

 İslamcı çevrelerin en fazla vurgu yaptıkları kavramlardan birisi adalettir. “Adil Düzen”, “Adalet ve Kalkınma” gibi tercih edilen kavramlara baktığınızda da bunun izlerini görebilirsiniz. Ne var ki siyasal İslamcıların karnelerine baktığımızda, bu konuda çok parlak bir sınav vermediklerini görürüz.


Refah Partisi
 milletvekillerinin 1990-95 arasında Çiller’e dair yolsuzluk iddialarıyla ilgili tutumlarıyla, REFAHYOL döneminde Çiller’i Meclis’te aklamaları arasındaki çelişki dikkat çekicidir. 12 Aralık 1996 tarihli gazetelerdeki şu haberi anımsayalım: “TEDAŞ ve TOFAŞ Meclis Soruşturmalarında Çiller’i aklayan RP’ye bu kez DYP’den destek geldi. Mercümek Komisyonu’nda 4’e karşı 5 oyla, Mercümek’in RP’yle hukuk dışı para ilişkisi olmadığı kararı çıktı.” Bu satırları okuyan birisi, yolsuzluk dosyalarının ilkesel bir karşı çıkıştan ziyade, siyasal bir koz olarak kullanıldığı fikrine kapılıyor.

Siyasal İslamcılar, akçeli işlerde yasal olmayan bazı faaliyetleri sanırım meşru görmek eğilimindeler. “Laik düzen, onları her durumda tuzağa düşürmeye çalıştığına göre, kendilerine göre tedbirler ve çözümler bulmaları doğaldı.” Ne var ki parti içinde bir hesap sorma mekanizması olmadığında, akçeli işlerin istismar edilmesi de kaçınılmazlaşıyor.

Aynı tarz ilişkilerin AKP’nin merkezinde olduğu ağlar üzerinden de devam ettiğine dair ilk büyük skandal, Deniz Feneri’ydi. AKP, bu olayın etraflıca tartışılmasını engellemeyi başardı. Yargıyı ciddi biçimde sindirme telaşı ve gözü karalığı ilk bu olayda ortaya çıktı. Buradaki “başarının” bugün de yakalanabileceğine dair telaşlı bir umut var. Ama Pandora’nın Kutusu öyle bir açıldı ki, artık eski yöntem ve söylemlerle bunu toparlamak mümkün görünmüyor.

Bu durumun en çok farkında olanlardan birisi de her vesileyle Anayasa Profesörü olmakla övünen ve satır aralarında, partide hak ettiği yere bir türlü getirilmediğinden yakınan Burhan Kuzu. Kuzu, “Sol, iktidara az geldiği için az yolsuzluk yapıyor” diyerek aslında bizim eleştirdiğimiz gerçeği teslim ediyor.

Soyut söylemlerle ve geçmişe dair anlatılarda adalete sahip çıkmak yetmiyor. Önemli olan, “gerçek hayatta” karşılaştığınız sınavlarda adalet adına ne yaptığınız. Sadece AKP değil, Cemaat de, parçası oldukları süreçlerin sebeplerini değil de sonuçlarını mesele eden, soyut bir ahlakçılığa sahipler. Hâl böyle olunca, bir taraf yolsuzlukları örtmeye çalışırken, diğer taraf da, dershane tartışmasının hemen ertesinde yolsuzluk meselelerinin üzerine gitmeye başlıyor.

Daha önce belirledikleri “sakıncalı” isimleri, sahte delillerle tasfiye etmeye cüret edebilen örgütlü bir güç, bunu hangi İslami gerekçelerle yapıyor, doğrusu çok merak ediyorum. “Düşmanını kuvvetlendiren, kendi yok oluşunu hazırlar” ifadesinde somutlanan Makyavelizm’in, İslami kalıplara dökülüp kolayca meşrulaştırılabilmesini nasıl anlamalıyız?

Kurunun yanında yaşın da yandığı” yangınlar çıkaranlar, vicdan, günah gibi kavramlarla kendi eylemleri arasında nasıl bir bağ kuruyorlar? İki büyük İslami yapı, böylesine Makyavelist bir dünyeviliğe yuvarlanmışsa, savunmacı psikolojiyi bir yana bırakıp, aklıselim eşliğinde tartışmak, özeleştiri vermek gerekmez mi?

Sözgelimi, hak etmediği bir kadroya, sırf AKP’li veya Cemaatçi olduğu için atanan, bunu yaparken bir başkasının hakkını yiyen birisinin, bu durumu kolayca içselleştirebilmesini mümkün kılan “kültür” nedir? Adaleti önemseyenlerin yüzleşmeleri gereken sorular işte bunlardır.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.