İslam ve sağcılık

  • 11.03.2014 00:00

 Ülkemizde Cumhuriyet’le beraber yapılan bazı tercihler ve Soğuk Savaş’ta İslam’ın sağcılıkla sentezlenmesi, bugün yaşadığımız pek çok siyasi sıkıntının da nedenleri arasında. Günümüzde mütedeyyin birisinin kendisini sağcı partilerle özdeşleştirmesini mümkün kılan koşulların aşılması gerekiyor.


Sözgelimi Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli mütedeyyinler, Sosyal Demokratlara veya Yeşillere oy verirken, bunu Türkiye’de akıllarından dahi geçirmemelerinin sebepleri nelerdir? Dünyanın başka yerlerinde de sol partilerle muhafazakâr kesimler arasında belirli bir mesafe olmuştur. Bu ülkelerde sözkonusu mesafenin oluşmasında en belirleyici etken, muhafazakârların genellikle müesses nizamı savunan bir tür aristokrasi oluşturmalarıdır. Yani bu mesafede temel belirleyici etken, sınıfsal farklılıklardır. Elbette yoksul mütedeyyinlerin bazıları, “tuzu kuru muhafazakârlarla” beraber hareket ederek müesses nizam savunusuna girişebilirler. Ne var ki bunun tersi; yani mütedeyyinlerin sınıfsal nedenlerle sosyal demokratları veya solcuları desteklemeleri de oldukça yaygındır.


Ülkemizde yaşanmayan tam da budur. Üstelik Türkiye, Osmanlı’dan devreden bir aristokrasiye de sahip değildi. Türkiye göçlerle oluşan bir toplum olduğu için, siyasi veya kültürel bir aristokrasi iddiasının toplumda dikiş tutturabilmesi de zordu.


Kemalistlerin, dindarları öteleyen radikal kültürcülüğü, merkez sağın “dine hürmetkâr ama İslamcılığa mesafeli” tutumuna büyük bir alan açtı. 1950’lerden bu yana merkez sağ, toplumla Kemalistler arasında oluşan kültürel mesafeyi çok iyi kullandı. Bu kültürel mesafe, merkez sağa, “milletin hakiki evlatları oldukları” iddiası üzerine bina edilen bir iktidar stratejisi oluşturma şansı verdi. Bugün AKP’nin de maharetle kullandığı bu strateji, “sağın alternatifinin bile sağ olarak” algılandığı bir iklim yarattı.


Sadece Kemalistlerin değil, genel olarak solun da, toplumla sağlam bağlar kurabilmesinin önündeki en temel sorun, sözkonusu kültürel mesafe algısıdır. Solun bazı kesimleri, bu kültürel mesafe engelini aşmak adına, içinde devrimci ve ilerici özler barındırdığı inancıyla “Halk İslam’ıyla” bağlar kurmaya çalıştı. Ne var ki bu çabalar, öngörülemeyen bir şekilde yine yukarıda bahsedilen “sağcı iktidar stratejisinin” ekmeğine yağ sürdü. Solun mesajları tarihsel nedenlerle Aleviler arasında daha kolay alıcı bulduğu için, sağcı siyasetçiler, Alevi olmayanlar üzerinden başka bir “Asli Milli Unsur” tasavvuru geliştirdiler.


Sonuçta, Aleviler de toplumdaki büyük kültürel yarılmada, solun ve Kemalistlerin yanına ötelendiler. Böylece sağ için makbul vatandaşlar, “Sünni-Hanefi Türkler” olarak belirginleşmeye başladı. Yoksul bir Sünni Türk’ün her şeye rağmen sağa oy vermesinde, bu kültürel temelli “Biz ve Onlar” yarılmasının belirleyiciliği hafife alınamaz.


AKP, bu yarılmanın kendi tarafına dindar Kürtleri dâhil etmeye yönelirken, “öteki Kürtleri” de diğer tarafa ötelemeye çabalıyor. Ne var ki Kürt siyasetçiler, iki alan arasındaki bağları korumaya çabalayarak, kültürel mesafe tuzağına düşmemeye gayret ediyorlar.


Bu kültürel yarılmanın, devletçi- otoriter sağa fazladan güç getirmemesi için solun mütedeyyinlerle arasındaki ilişkileri onarması gerekiyor. Ama asıl değişim, Sünni- Hanefi- Türk çoğunluğun içerisinden oluşan itirazlarla mümkündür. Ancak içeriden bir çatlamayla, sağcılık ve İslam arasında kurulan bu sentez, aşılmaya başlanabilir.



[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.