Cemaat, AKP ve ‘diğerleri’

  • 15.04.2014 00:00

 Gülen Cemaati ve AKP arasındaki ittifak, bazı İslami çevrelerde yeni dönemden yeterince istifade edemedikleri algısı yaratmıştı. Bu ittifak, küreselleşmeye uyum sağlayabilenler ve sağlayamayanlar biçiminde zaten var olan bir bölünmeyi de derinleştirmişti.

Gülen Cemaati, Özal’ın önünü açtığı yeni Türkiye’nin ilk ulus-aşırı dinî hareketi olmayı başardı. Bu aslında pek çok İslami çevrenin hayaliydi ama hayata geçirebilen Gülenciler oldu. Gülen Cemaati’nin küreselleşme süreçlerine uyumlanmak için gereken insan malzemesi, iktisadi güç, iletişim altyapısı ve ideolojik hazırlıkları da mevcuttu.

AKP’nin rüştünü ispatlaması gereken ilk yıllarında Cemaat, partinin Batı’daki iletişimini üstlendi. Batı’da zaten alıcısı olan Ilımlı İslam söylemine uygun bir Osmanlı-Türk İslam’ı anlayışı öne çıkarıldı. Buna göre Türkler ve Osmanlılar, Selçuklulardan bugüne kadar gelen bir devlet geleneği ve bununla çatışmayan bir din anlayışına sahiplerdi.

Tüm bu süreçlerin kaybedenleri kimlerdi ve tepkilerini nasıl ortaya koyuyorlardı? Sözgelimi,Kadiriliğin bir kolunun partileşmesiyle ortaya çıkan Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) sert bir küreselleşme karşıtlığı yürütmesi, “dinler arası diyalog” çabaları üzerinden Gülen Cemaati’ne eleştiriler yöneltmesi tesadüf müdür? BTP’lilerin yaşadıkları krizi aşmak için partileşme kararı vermeleri ne anlama geliyor?

Partileşme kararı, çözümün seküler alanda arandığını gösteriyor. BTP’nin reaksiyoner milliyetçi söylemlerine baktığımızda da tuhaf bir durum ortaya çıkıyor. Parti tepkiselliğini köktenci İslamcı dille ortaya koymaktan ziyade, koyu bir milliyetçiliğe yöneliyor; Putin Rusya’sı modelinde bir büyük Türkiye rüyası geliştiriyor. Yani küreselleşme karşıtlığı ve tepkisellik, İslami dilden ziyade milliyetçi dile yöneliyor.

Güç kaybı algısıyla veya AKP gibi bir güç olabilme beklentisiyle bir tarikat yapısının partiye dönüşmesi ilk defa yaşanmıyor. Milli Görüş partileri de Nakşîliğin içerisinden çıkmış, daha sonra partiyle İskenderpaşa Cemaati arasında bir gerilim oluşmuştu. Erbakan’ın giderek artan gücüne karşı İskenderpaşa Cemaati lideri Esat Coşan’ın yeni bir parti kurmayı ciddi ciddi düşündüğü söylenir.

Esat Coşan’ın vefatından sonra oğlu Nureddin Coşan, parti kurma projesini yeniden canlandırdı. Coşan’ın 2002 yılında kurduğu Sağduyu Partisi beklenen başarıyı gösteremedi. İlginç olan İskenderpaşa Cemaati’nin 2000’lerde beklenen sıçramayı yapamamasıydı. Cemaat de giderek reaksiyoner- milliyetçi bir dile yöneldi ve 2011 seçimlerinde MHP’ye destek çağrısında bulundu. Kullanılan dil BTP’ye fazlasıyla benziyordu. Demek ki, yeni süreçte yeterince güçlenmediklerini düşünen İslami yapılar, köktenci İslamcılıktan ziyade tepkisel milliyetçi dile meyledebiliyor.

Bütün İslami yapıların bu tepkiyi verdiklerini iddia etmemekle beraber, bu yönelimin önemli olduğunu düşünüyorum. AKP’nin Gülencilerle mücadelesi nedeniyle diğer İslamcı yapılara yöneldiği açık. Bu yakınlaşmanın dilinin içe kapanmacı bir Milli Görüş dili olma olasılığı hiç de hafife alınmamalıdır. Yine de AKP’nin temsil ettiği çıkarlar ve gözetmeye çalıştığı dengeler, böylesi bir yönelimi kaldıramayabilir. AKP’nin bir yandan İslamcı bir dile kayarken, diğer yandan da “renksiz, kokusuz”, ideolojik bağlılığı olmayan, başka geleneklerden devşirilme aydınlara yaslanması, bu çelişkinin yansıması olabilir mi? Bu da başka bir yazının konusu olsun.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.