Eski Türkiye’nin üniversiteleri

  • 20.05.2014 00:00

 AKP’nin eski Türkiye’ye özgü ilişkileri yeniden ürettiğini vurgulamıştık. Bu anlamda en olumsuz örneğin üniversitelerin mevcut hâlleri olduğu söylenebilir. Üniversitelerin yığınla meselesine çözüm getirilemediği gibi, AKP’nin bu alanda da mevcut iktidar ilişkilerini aynen devraldığı, daha da yoğunlaştırdığı gözleniyor.

AKP döneminde yapılan ilkesiz kadrolaşmanın yakın tarihimizde eşi benzeri yok. Muhafazakâr veya İslamcı referansınızın olması, çoğu zaman bir kadroya atanmanız veya yükseltilmeniz için yeterli. Bu durum daha önceki “ele geçirme” kültürünün bir uzantısı olmanın ötesine geçemiyor. AKP’liler, daha önceki Kemalist pratiklerden öğrendiklerini, “şimdi sıra bizde” diyerek uygulamanın ötesine geçemiyorlar.

Üniversitelerde devletin, hatta hükümetin belirlediği alandan çıkmama konusundaki hassasiyet, askerî cunta veya ara dönemdeki “zoraki konformizm” hâlinden de beter. Bugünlerde yaşadığımız, çok sayıda üniversitenin, hükümetin gönüllü ideolojik aygıtı olma görevini rahatlıkla benimsemeleridir. “Kral çıplak” demeyi bir yana bırakın, “Kral her zaman en doğrusunu bilir” demeye ayarlı bir kültür, ülkenin kaynaklarını heba etmenin ötesine geçemez.

Yakın zamanda üniversite bileşenlerinin önüne bir taslak konuldu. Temel meselelerimizi tartışacak, sonuçta YÖK bir reform paketi hazırlayacaktı. Bu taslak, son derece eklektik unsurların yan yana gelmesinden ibaret olsa da bizlerin fikrini almaya önem verilmişti. Şimdi bu taslağın akıbetinin ne olduğunu bilen yok. Anlaşılan taslak, hükümet veya devlet içi mücadelelere kurban gitti.

Taslağın en hacimli bölümlerinden birisi de rektörlük seçimlerinin nasıl yapılacağı konusuydu. Bu seçimler, daha doğrusu seçim süsü verilmiş atamalar, en temel ve yakıcı sorunlarımızdan birisi olmaya devam ediyor. En ideal seçim modelini bulsanız bile, rektörün bu kadar güçlü olduğu bir sistem insan onuruna yakışmıyor. Hakkınız olan bir kadro için rektöre biat etmeniz istenebiliyor.

Bu yapı her şeyiyle zoraki konformizm ve ikiyüzlülük üretiyor. Seçim modelleri konuşacağımıza, rektörde biriken yetkileri dekanlıklara ve bölüm başkanlıklarına devretmeyi konuşmalıydık. Ama tam da bu noktada, hükümetlerin kendi ellerini güçlendiren, adaletsiz bir sistemden vazgeçme iradesini göstermeleri gerekiyor ki, bunun çok fazla örneği de yok. YÖK, muazzam bir denetim imkânı demek. Bölümünüzün adını bile belirlemeye çalışan, korkunç bir bürokrasi çarkı bu. Detaylarda kaybolurken, en temel akademik özgürlükler konusunda bizleri yalnız bırakan bir yapı, sözkonusu olan.

Tıpkı 12 Eylül rejiminin adaletsiz seçim sistemi gibi, AKP ve daha önceki hükümetler, adil olmayan ama kendilerini muktedir kılan yapıları korumaya devam ediyorlar. Demokratikleşmenin derinleşebilmesi için, her kesimin kendi taleplerinden bir adım geri atması zorunluluğu iktidar partileri için de geçerlidir. Üniversiteler konusunda, vakıf üniversitelerini de dikkate alan çok ciddi bir reform yapma zorunluluğuyla karşı karşıyayız.

Aksi takdirde, özellikle devlet üniversiteleri, baskıcı ve bürokratik bir memur zihniyetinin pençesinde çırpınmaya devam edecekler. Bırakın dünyanın gerisine düşmeyi, yer yer toplumun da gerisine düşen bu yapı, işte o zaman tam anlamıyla “ölü ele geçirilmiş” olacak.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.