AKP İslamcılığı devletleşirken

  • 3.06.2014 00:00

 Kendisini sol demokrat olarak tanımlayan birisi olarak, farklı ideolojik geleneklerden gelenlerle diyaloga ve etkileşime hep inandım. Öfke ve kutuplaştırmayı bir yönetim “tekniği” olarak kullanan, sürekli bizleri inciten bir iktidara rağmen, İslamcı kimliğe sahip tanıdıklarımla iletişimimi korumaya çalışıyorum. Oysa ülkemiz bir zamanlar incinenlerin, fırsat bulup incitmek için gün saydıkları bir siyasi kültüre sahip.

Diyaloga açık olma çabasını bir marifet olarak anlattığım sanılmasın. Çünkü öğrencilerimizin, farklılıklarına rağmen birarada yaşayabilmeyi bize göre daha iyi becerdiklerini gözlemliyorum. Demek ki, öğretim üyeleri veya “büyükler” de gençlerden bir şeyler öğrenebilirler.

Siyaset bu kadar kutuplaştırıcı olmasaydı ve gençlere ayrışmaları için bu denli duygusal ve fiziki baskı yapılmasaydı, giderek daha da zenginleştirici yan yana gelişlere şahit olacaktık. Yine de bu konuda iyimserliğimi koruyorum. Gençler, Soğuk Savaş artığı siyaset kültürümüzü öteleyerek, ısrarla onları benzeştiren unsurları öne çıkarmayı seçebilirler.

Gündelik hayattaki bazı gözlemlerimden yola çıkarak, giderek devletleşen AKP tarzı sağcı İslamcılığın, İslamcı gençleri ikna etmeye yetmeyeceğini iddia edebilirim. Siyaseti sadece seçimlere indirger ve gündelik hayatı ıskalarsanız, bu ipuçlarını göremeyebilirsiniz. Bu gençler, “sağcılığın yerlilik, solculuğun gayrı-millilik” olarak paketlendiği bir çarpıtmayı kabullenmeyebilirler.

Mevcut İktidar, İslamcılığı renksiz, kokusuz bir devletçiliğin meşrulaştırıcı aracı hâline getirirken de, Türkiye’de çok farklı İslamcılıklar olduğunun bilinciyle hareket edip, indirgeyici olmamaya çalışmalıyız. Soğuk Savaş’ta sağcılaştırılan İslam’a karşı yine İslamcılık içerisinden çıkan itirazların Türkiye’de önemli bir normalleşme getirebileceğine inanmaya devam ediyorum.

Sözgelimi, daha önce ciddi bir anti-Semitist damara sahip olmayan İslamcılığın, İkinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında “ithal” kaynaklar üzerinden anti-Semitist bir birikim oluşturmaya başlaması, ne kadar “yerli” bir arayıştı? Nasıl solculuk adına mütedeyyinleri ötelemek yanlıştıysa, sağcılık adına sosyal adaleti önemseyen kesimleri “Bizden değiller” diyerek dışlamak, küçümsemek de aynı derecede hatalıydı.

Burada özetlediğim iki yanlış, Soğuk Savaş’taki rakip ideolojilerin düşünsel kısırlığının da başat nedenlerindendi. Bugün aynı yanlışlardan beslenen bir sağcı iktidar var. İktidara yakın bazı gazeteciler, maddi durumu iyi olan “laik gençlerin” solculuğunu tuhaf bularak küçümsüyorlar. “Siz tuzu kurusunuz, sizden sosyal adaletçi olmaz” imasının tam tersi, yoksul ve yoksun gençler için sosyal adaletçiliği savunmak değil midir?

AKP’nin sağcı İslamcılığında böyle bir vurgu olduğu söylenebilir mi? AKP, mevcut iktidar ilişkilerinde sadece faillerin yer değiştirmesi, eskiyen damarlara “taze kan” zerk edilmesi, eski Türkiye’nin yeniden var edilmesi projesidir.

Tuzu kuru” bir gencin, iyi kötü sosyal adaletçi bir söylem üzerinden kendisini tarif etmesi mi iyidir; yoksa yoksul bir gence, “mevcut adaletsiz sistemde yukarıya tırmanma sırası artık sende” demek üzerine kurulu sözde adaletçi bir söylem mi?

Bizleri kendi mahallemize öteleyenlere inat, “diğer mahallelerin” insanlarıyla birlikte, kültürel alanda tanınma, siyasal alanda katılım, iktisadi alanda bölüşüm adaletini savunmaya ısrarla devam etmeliyiz. Eski Türkiye işte o zaman tarih olur.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.