CHP’nin İhsanoğlu tercihi

  • 24.06.2014 00:00

 CHP’nin yerel seçimlerden bu yana siyasette gündem belirleyici riskler aldığı görülüyor. Ankara ve Hatay gibi büyükşehirlerde gösterilen adaylar ve bunlara gösterilen teveccüh, hem CHP liderliğinin hem de tabanın esneme kapasitesinin arttığını gösteriyor. Türkiye’de iktidar olabilmenin yolu, kendi bahçenizin dışına açılabilmek; açılırken “doğal tabanınızdan” kayıp vermemekten geçiyor.

 CHP için hem yerel seçimler hem de cumhurbaşkanlığı seçimleri, farklı toplum kesimlerine uzanmak açısından elverişli seçimlerdi. Bugün itibarıyla yaklaşık yüzde 30 oy potansiyeli olan bir partinin, yerel ittifaklar kurmasından daha doğal ne olabilir? Bunun tam tersinde ısrar siyasal öngörü eksikliğine işaret ederdi. Yerel seçimlerde kurulan ittifaklar, daha çok merkez sağ ve milliyetçi seçmenlerle oluşturulabildi. Aynı mahalli yan yana gelişlerin Kürtlerle yakalanamaması ise elbette olumsuzlar hanesine yazıldı.

 CHP’nin kendi dışına açılma hamlelerinin kısa vadede seçim kazandırmasa bile uzun vadeli faydaları olacağına inanıyorum. Türkiye’de çok rahatlıkla dile getirilen “yüzde 30 sol, yüzde 70 sağ seçmen” tespitinin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Bu özünde siyasal değil, kültürel bir yarılmaya işaret ediyor ve bu yarılmayı yok sayarak, siyaset yoluyla aşmaya çalışmak, son derece olumlu bir çabadır.

 Nasıl ki HDP, “Kürtler ve diğerleri” ayrışmasını kabul etmeme yönünde bir Türkiye siyaseti inşa etmeye çabalıyor, CHP’nin de yüzde 30’luk “modernist” kesime sıkışmamayı hedef hâline getirmesi son derece doğru bir stratejidir.

 CHP’nin mevcut tabanı, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığına bazılarının umduğu gibi sert tepki vermemiş, bekleyip görmeyi tercih etmiştir. Bu taban başarı hikâyesine susamış olduğu için seçim kazandırabilecek adayları hızla sahiplenebilme refleksi gösterebilmektedir. Bu da demektir ki İhsanoğlu’nun bundan sonraki performansı dikkatle izlenecek, kendisinde bir pırıltı görülmesi durumunda hızla sahiplenilecektir.

 Bunun tam tersi de mümkündür. Taban yeterince heyecan duymaz, seçim kazanma umudunu hissetmezse, bizlere özgü, hızla kabuğuna çekilerek yok sayma hâline sığınacak ve heyecansız bir kampanya AKP’nin zaferini kolaylaştıracak.

 Böyle bir heyecanı artırabilecek unsurun, cumhurbaşkanı adayının özellikle farklı toplum kesimlerini aynı anda peşine takabilecek bir imkân olarak popülizm yapma kapasitesi olduğuna inanıyorum. Bunu sözgelimi Bekaroğlu yapabilir, mütedeyyin ve Kürt seçmenlerin gönül tellerine dokunabilirdi.

 Bu açıdan bakıldığında İhsanoğlu tercihi bazı riskler barındırıyor. İhsanoğlu’nun merkez sağ, milliyetçi muhafazakârlık ve İslamcılık arasında oluşturduğu ilginç sentez, daha çok Soğuk Savaş dönemini andırır bir kimlik bileşimi sunuyor. Bu sentez, ANAP’ta da belli bir tabana tekabül ediyordu. Bugün ise sözkonusu sentezin siyasette bir karşılığı yok.

 İhsanoğlu’nun bu eksikliğini aşabilmesi için, kamuoyunda az bilinen bir figür olmasını bir avantaja çevirerek bir hikâye anlatabilmesi lazım. Bu hikâye, ılımlılık üzerine bina edilebilir. Ülkenin istikrarına katkıda bulunma potansiyeli öne çıkarılarak, istikrarsız bir Türkiye’den endişe edenlerin desteği alınabilir. Elbette bunun siyaset dilindeki karşılığı, bir “devlet adamı” kimliğine vurgu yapmaktır. Bu kimlik, yukarıdan bakan devletlû bir seçkinden ziyade, en aşağıdakilere hakkaniyetle, adaletle yaklaşacak bir birleştiricilik üzerine oturtulmalıdır. Bu da günümüz Türkiye’sinde kürsüden popülizm yapabilmekle mümkündür.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.