Gülen Cemaati ve AKP kavgası

  • 5.07.2014 00:00

 17 Aralık sürecinden sonraki yazılarımda Cemaat ve AKP kavgasının iki tarafına da eleştirel bir mesafede durmaya gayret etmiştim. 17 Aralık’tan sonra sızdırılan kasetlerin, siyaset alanına etik olmayan bir müdahale olduğunu ve bu tarzın kazanması durumunda, benzer müdahalelere alan açılabileceği endişemi paylaşmıştım. Bu tavrı eleştirirken, AKP’nin giderek otoriterleşen siyaset yapma tarzı ve iktisadi yozlaşmayı normalleştirme gayretlerine de mesafemi korumuştum.

Bugün gelinen noktada hükümetin dinî bir cemaati bir bütün olarak karşısına aldığını ve bütün araçlarını devreye sokarak etkisizleştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu, özü itibarıyla 2010’da tasfiye edilen otoriter Kemalizmin, daha önceleri dinî cemaatlere yaptığından farklı değil. Hatta AKP’nin çok daha sert bir biçimde hareket ettiği iddia edilebilir.

Son tahlilde AKP’nin de kendi “makbul Müslüman” tanımını ortaya koyarak bunu devletleştirme peşinde olduğu söylenebilir. Kemalistler de bunu yapmışlardı; daha doğrusu yapamamışlardı. İslamcı geleneğin partisi AKP’nin bir dinî cemaate “devlet adına ve devlet eliyle saldırması”, İslamcılığın bütününde zamanla çok daha açık hissedecek zararlar ortaya çıkaracaktır.

Yapılan suça bulaşmış Cemaat unsurlarını hukuk yoluyla yargılamak olsaydı, tavrım daha farklı olurdu. Ellerindeki kamu gücünü kendi gurup çıkarları için kötüye kullananlar, bunun hesabını mutlaka vermelidirler. Oysa AKP bir bütün olarak Cemaat’i karşısına alıyor ve bugün kolayca dile getirilemeyen yeni mağdurlar yaratıyor. Yarın bu mağduriyetlerin daha açıkça konuşulacağı ve AKP’lilerin bugünlerde içlerine yuvarlandıkları iktidar sıtması ve Reis’e yaranma sevdalarından utanacakları zamanlar da göreceğiz.

Bazı üniversite hocalarından mektuplar alıyorum. “Üniversite yönetimleri Cemaat’e yakın diye kadro alamadıklarını” iddia ediyorlar. “Bizim günahımız ne?” diyorlar. Yapılan kurunun yanında yaşı da yakmak bile değil, ormanı tutuşturmak. Böyle bir durumda bir demokrat, “ama onlar da hak etmişti” veya “bırak yesinler birbirlerini” diyemez.

Tüm bu mağduriyetler, Cemaat’in yayın organlarının daha sivil ve hürriyetçi bir dile yönelmelerine yol açtı. Fakat açık söyleyeyim, bu yönelim ne kadar konjonktürel, ne kadar samimi emin değilim. Bunun için Cemaat’in ciddi adımlar atması gerekiyor. Bir defa, Devlet’teki kadrolarını “desantralize” etmeleri lazım. Cemaat’e sempatisi olan hâkim, savcı veya polis misiniz? İşinizi evrensel hukuk standartları içinde, adilce yapın, yeter. Evet, çok açık ki, bu güç siyasi amaçlar için kullanıldı ve bumerang gibi geri dönerek Cemaat’i vurdu.

Cemaat’e güvenmeyenlerin çokluğu, yukarıdaki hatalarından azade değil. Cemaat, “PR”ı çok seviyor. Oysa en güzel PR, geçmişte yapılan hatalara dair özeleştiri vererek, hürriyetçi, sivil İslam’ın içselleştirildiğini göstermektir.

Cemaat’in özellikle Kürt meselesi veya Ermeni meselesi gibi konulardaki tavrının İslami duruşla ne ilgisi var? Bunlar bal gibi devletçi söylemler. Yine Cemaat Aleviler konusunda, Alevilerin “gönüllü asimilasyonlarını” öngören projelerin ötesine geçemiyor. Bu meselelerin en güzel çözüm yolu, bu işi muhataplarına bırakmaktır.

Sadece AKP’lilerin değil, Cemaat dâhil bütün İslamcı çevrelerin, “başkaları için elbise dikme” alışkanlıklarını sorgulamaları gerekiyor. Devlet’ten dışlandıkları zaman dahi devletçi refleksler vermek, Türkiye sağının bugüne kadar aşamadığı özelliğidir.

Cemaat böyle bir dönüşümü gerçekleştirebilecek mi, hep beraber göreceğiz.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.