Başkanlık fayda getirmez

  • 8.07.2014 00:00

 AKP’nin 2023 Vizyonu belgesinde siyasal sistem değişimi aşağıdaki şekilde temellendirilmektedir: “Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören referandum kararından sonra Türkiye’de siyasi sistem değişikliği bir zorunluluk halini almıştır... Partili Cumhurbaşkanı, yarı-başkanlık veya başkanlık sistemleri bu çerçevede tartışılmalıdır... Türkiye’nin yönetimde istikrarı kaybedip, güçsüz, zayıf ve her tür müdahaleye açık iktidarlara mahkum olmaması için; halkın iradesinin yönetime daha etkin yansıdığı; yasama ve yürütme kuvvetlerinin tam ayrı ve bağımsız olduğu; yürütmenin yasama tarafından etkin denetlenebildiği; istikrarlı, etkin, güçlü ve tek başlı bir yürütmenin olduğu; krizlerin ve her tür sorunun çözümü için daha cesur ve hızlı kararlar alınabildiği; halka hesap verme ve halkın hesap sorması bakımından açıklık ve şeffaflığın bulunduğu bir sisteme geçilmesi zaruridir.”

Yukarıda ortaya konulan ihtiyaçlar, parlamenter sistem içerisinde çözüme kavuşturulamaz mı? Elbette kavuşturulabilir, yeter ki ciddi reformlarla sistem güçlendirilsin. Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçildikten bu yana, yaklaşık 70 yıldır parlamenter sistem içerisince ciddi bir deneyim elde edilmiştir. Bu sistem içerisinde bazı krizler yaşandıkça, sistemin kendi içinden çözümler ve teamüller ortaya çıkmıştır.

Sözgelimi 1982 Anayasa’sı cumhurbaşkanına, fiili yarı başkanlık sisteminde olabilecek geniş yetkiler tanıdığı hâlde, cumhurbaşkanları bazı yetkilerini kullanmamayı tercih ederek bu yönde bir teamül oluşturmuşlardır. Kenan Evren bile kendisine tanınan, “TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek” “Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak” anayasal yetkilerini kullanmamıştır.

Oysa Erdoğan’ın kurmayları, Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirse bu yetkilerin kullanılabileceğini şimdiden “müjdelemektedirler”. Yine unutulmaması gereken bir husus, 2007’ye kadar yarı başkanlık sistemini andıran bazı yetkileri olmasına rağmen, cumhurbaşkanlarının TBMM içerisinden seçilmeleri geleneğinin, onları başbakanlar karşısında daha ikincil bir konumda tuttuğu gerçeğidir. Cumhurbaşkanları doğrudan halk tarafından seçilmedikleri için, yetki alanlarını zorlamalarını getirebilecek fazladan bir meşruiyetleri yoktu. Oysa 2014’te doğrudan seçilecek cumhurbaşkanı, böylesi bir meşruiyet iddiasında bulunabilecektir.

AKP’nin 2023 vizyonunda “tek başlı bir yürütme” talebi vardır. Oysa 2014 cumhurbaşkanlığı seçimiyle beraber, yarı başkanlık sistemine giden, potansiyel olarak iki başlılığa açık bir durum yaratmış olacağız. Üstelik bunun hukuki altyapısı da oluşturulmamış olacak. Bu da kriz demek.

Erdoğan’ın 2015 genel seçimleri sonrasında başkanlık sistemi lehinde anayasal düzenlemeleri zorlayacağı tahmin edilebilir. Fakat bu siyasi hedefin gerçekleşmesi kolay olmayacaktır. Yaklaşan genel seçimler, 2014 yerel seçimlerine benzer bir tablo ortaya koyarsa, AKP’nin tek başına anayasa değiştirebilecek çoğunluğa ulaşması mümkün olmayacaktır.

Bu durumda HDP’den destek alınması zorunlu hâle gelebilecektir. HDP’ninse merkeziyetçi yapının aynen muhafazası üzerine inşa edilecek bir başkanlık sistemine onay vermesi ihtimali çok zayıftır. Buradaki kritik soru şudur: AKP, büyük çaplı bir yerinden demokratik yönetim reformu gerçekleştirmeye hazır mıdır? Temel mesele de budur.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.