Erdoğan’ın kampanyası neden zayıf

  • 12.07.2014 00:00

Sadece siyaset bilimci olarak değil, bir vatandaş olarak da başkanlık sistemi lehinde ortaya konulan görüşleri anlamakta zorlanıyorum. Kendisine bilim insanı diyenlerin, otoriterleşmeye ve istikrarsızlığa açık davetiye anlamına gelen bu arayışa destek vermelerini yadırgıyorum. “Bırakınız krallar değil kurallar konuşsun” diyebilmek bu kadar mı zor?

 

Erdoğan’ın kampanyasında zarf parlak ama mazruf oldukça zayıf. İhsanoğlu’nun şu âna kadarki kampanyasında mazruf iyi ama zarf aksıyor. Demirtaş’ta ikisi de parlak. Seçmenlerin büyük bir bölümü Erdoğan’la İhsanoğlu’nun başkanlık ve cumhurbaşkanlığı rekabeti üzerinden karar verecek. Erdoğan’a oy vermek, başkanlık sistemine vize olarak anlaşılacakken, İhsanoğlu’nu destekleyenler, parlamenter sistemden yana tercihte bulunacaklar. Demirtaş ise çok daha köklü bir reformun sözcüsü. İki sistemin de yerinden demokratik reform atılımı olmadan aksadığı iddiasına sahip. İki adayı en çok zorlayacak potansiyel de onun söylemlerinde.

 

Erdoğan’ın kampanyası aslında içerik bakımından çok zayıf. Bu nedenle kendi alternatifsizliği, vazgeçilmezliği üzerine bir söylem bina ediyor. İhsanoğlu’na saldırmak istiyor ama rakibi bu topa girmeyeceği için durup dururken arıza çıkaran adam oluveriyor. Erdoğan’ın kimlere saldıracağı belli: “CeHaPe ve MeHaPE zihniyetlerine”. Bu partiler de Erdoğan’la direkt çatışmadan uzak durup topu İhsanoğlu’na atacaklar.

 

O zaman da Erdoğan Paralel Yapı’ya saldırmaya devam edecek. Bir yandan “77 milyonun cumhurbaşkanı olacağım” derken, diğer yandan ailelere çocuklarını hangi okullara göndermemeleri gerektiğini söyleyerek bu tavrıyla çelişmiş olacak. Cemaat de, İhsanoğlu’nu çok açık biçimde desteklemekten kaçınıp, çatışmadan da uzak duracağı için Erdoğan, mahallenin kavgacısı olarak algılanacak.

 

Bu toplum, metro, yol, okul yapıldığında memnun olur. Marmaray’a hayranlık duyar ama kavgayı da sevmez. Erdoğan’ın ise Ramazan ayında bile babacan bir söylem kuramayacak kadar öfkeli olduğunu da görür. Demek ki ahlaki üstünlük, İhsanoğlu ve Demirtaş’ta. Ellerindeki içeriği daha da yaygınlaştırmayı becermeleri gerekiyor. Oysa Erdoğan’ın kampanya içeriği zayıf ve bunu değiştirebilecek esnekliğe de sahip değil.

 

İhsanoğlu, parlamenter sistemi koruyacak, tarafsız ama dış politikada barış lehine aktif rol üstlenecek cumhurbaşkanı kimliğine daha net biçimde vurgu yapabilir. “Yurtta barış, Ortadoğu’da barış, dünyada barış” için geçmiş birikimini kullanacak aktif ama tarafsız cumhurbaşkanı vurgusu yeterince değerlendirilebilmiş değil. Yine de helva yapılması için gerekenler mevcut.

 

Başkanlık sistemi taraftarları, “yasama ve yürütme kuvvetlerinin tam ayrı ve bağımsız olduğu; yürütmenin yasama tarafından etkin denetlenebildiği bir Türkiye için” sistem değişikliğinin zaruri olduğunu iddia ediyorlar. İhsanoğlu ve Demirtaş’ın bu söylemlere yanıt üretmeleri gerekiyor.

 

Mesele yasamanın yürütmeden hem bağımsız hem de güçlü olduğu bir yapı kurmaksa parlamenter sistem içerisinde yapılacak çok şey olduğunun altı çizilmeli. Güçlü yasama demek, milletvekillerinin parti liderlerine ve muhalefet partilerinin de iktidar partilerine karşı ciddi güvencelerinin olması demektir. Milletvekillerinin partilerine ve yürütmenin başına gerektiğinde karşı çıkabildikleri ve bu nedenle koltuklarını kaybetmedikleri bir ülkede yasama güçlendirilmiş demektir. Bırakın başkanlık sistemini, yüzde on seçim barajını kaldırmak ve parti içi demokrasiyi oturtmak bile daha güçlü yasama demektir. Sorun bunu kimin isteyip istemediğinde düğümlenmektedir.

 

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.