Yusuf Kaplan’ın yanılgısı

  • 19.08.2014 00:00

 1990’ların ikinci yarısında Kemalistleri toplum mühendisliği yapmakla eleştirmek moda idi. Bugün AKP’nin temsil ettiği “yeşil Kemalizm”, farklı toplum kesimlerinin fikrini almadan büyük çaplı düzenlemeler yapmak konusunda Kemalistleri de geride bıraktı.

İslamcı geçmişten gelen bir hareketin, gönüllü taşıyıcısı olduğu çarpık kapitalizmi alenen sahiplenmesi mümkün olamazdı. “Dava”, “misyon” gibi kavramların hiç olmadığı kadar devreye sokulması boşuna değil. Bütün Anadolu’yu estetik yoksunu, öldürücü bir çarpık kapitalizme teslim edenlerin, o çirkin binaların arasına bir yerlere bir imam- hatip lisesi iliştirmeleri, bazılarına medeniyetçi canlanmanın müjdesi gibi görünebilir.

Sahiden de “medeniyetçilik” AKP’ye yakın İslamcı entelektüellerin en sevdiği kavramlardan birisi. Medeniyetçilik, din ve milliyetçilik arasında Osmanlı geçmişi üzerinden duygusal bir sentez yaratmayı mümkün kılıyor. Batı ve Doğu arasında devam ettiğine inanılan kadim kapışmada Doğu’nun kılıcı olma iddiasıyla bölgesel güç olma heveslerine bir kılıf sağlanmış oluyor.

İslamcı münevverlerin büyük çoğunluğunun, entelektüellikten gazeteciliğe; sosyoloji veya felsefe alanlarından dış politika uzmanlığına geçiş yaparak reel dünyayla hızlı ve şaşırtıcı bir uyum yakalamalarına rağmen, Yusuf Kaplan gibi bazıları bu dünyaya mesafeli olmayı gerektiren geleneksel entelektüel rolünü sürdürmeyi seçtiler.

Gramsci, geleneksel entelektüelin kendisini iktidar odaklarından bağımsız algılama naifliğinden bahseder. Kaplan da, medeniyetçi söylemle AKP arasında olumlu bir ilişki varsayarak, partinin belli bir “davası” olduğu inancını güçlendirmiş oluyor. Bu hâliyle medeniyetçilik, doğallaştırılan, otantikleştirilen çarpık kapitalizmi görmek istemeyen münevverlerin yeni afyonudur.

Kamuoyunda çokça tartışılan, “Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ yıkılmalı” ifadeleriyle gündeme gelen Kaplan’ın “Erdoğan’a 20 öneri” başlıklı köşe yazısı, bana geleneksel entelektüelin trajedisi gibi geldi. Kaplan gibi münevverler, sağcı iktidarlardan, Kaplan’ın ifadesiyle, “Yeni kuşaklarımızı bizim medeniyet ilkelerimiz ışığında yetiştirecek yeni bir ‘Hasan Âli Yücel’ bulunmalı. Geleceğimizi kurmalı” talebinde bulunurlar. 1950’den beri sağ münevverler, kendi Hasan Ali Yücel’ini arar. Yani Kemalistlerden öğrendikleri toplum mühendisliğini hayata geçirecek bir devlet peşindedirler.

Kaplan’ın yazısının içeriğine bakınca AKP’den neden umut duyduğunu anlamak mümkün değildir. Kaplan’ın yazısı, AKP’nin İslamcılığın ütopyacı bakiyesinin içini boşaltarak, onu ideoloji hâline getirmesinin; Birikim Dergisi’nin son sayısının kapağında söylendiği gibi, “dinden ideolojiye, itirazdan ikbale” dönüştürmesinin de itirafıdır aslında. Kaplan, eğitim, medya ve kültürde devrim yapılmasını öneriyor. “Eğer bu üç devrim yapılmazsa 20 yıl içerisinde yok oluruz!” diyor.

Geçmişteki sağ iktidarları saymazsak bile son 12 yılda Türkiye’yi AKP yönetiyor ve buna rağmen Kaplan, yok olma tehlikesinden bahsediyor. Buradaki örtük AKP eleştirisini net biçimde dillendirebilmesi beklenirdi. “Yolsuzluklarla mücadele sürmeli” diyen Kaplan’dan böyle bir cesaret beklemek zor zaten.

Kaplan, “Ruhsuz kentler yaptık. Medeniyetler tarihinin en güzel, en estetik, en adil örneklerini oluşturan Osmanlı şehirlerini yok ettik... TOKİ Canavarı yok edilmeli, ŞİİR-ŞEHİRlerimiz diriltilmeli” diyor. Bu benzersiz yıkımı gerçekleştirenlerden Şiir-Şehirler bekleyebiliyor!

İşte tam burası sağcı münevverlerin trajedisinin başladığı yerdir. Onlar, çarpık kapitalizmi derinleştiren yapısal süreçler ve burada AKP gibi aktörlerin rolünden ziyade, bu süreçlerin kültürel sonuçlarına odaklanırlar. Kültür eleştirisi yapmak, onları iktidar eleştirisi yapmaktan kurtarır. Yok edenin ihya edene dönüşmesini boşuna beklerler.

[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.