Solda liberalizm alerjisi

  • 26.08.2014 00:00

 Son cumhurbaşkanı seçim sürecinde özellikle sosyalist soldan bazı isimler, Demirtaş’a “liberal” söylemlere sahip olduğu eleştirisinde bulundular. Ben bu eleştirileri anlamakta hep zorlandığım için solda kökleşmiş liberalizm alerjisi üzerine yazmak istedim.

Türkiye solu, kendisini geniş toplum kesimleriyle buluşturabilecek her girişime karmaşık entelektüel gerekçelerle karşı çıkıyor. Sanki derinlere işlemiş bir toplumsallaşma korkusu var. Bunlar bir aydın hareketi olarak başlamanın ve çok uzun süre öyle kalmanın alışkanlıkları olsa gerek.

Liberalizm alerjisi bana tuhaf görünüyor, çünkü Türkiye’de liberalizm hiçbir zaman etkili bir akım olmadı. Türkiye sağında ANAP dâhil hiçbir parti ve etkili akımı kendisini liberal olarak tanımlamadı. İslamcılık ise başından beri liberalizme mesafeliydi. “Müslüman liberaller” diye tanımlanabilecek etkili bir entelektüel çevre bile oluşamadı.

Sanırım soldaki liberalizm alerjisi kısmen Kemalizm’den devralındı. Soğuk Savaş döneminde liberalizm şiddetli ve düzeysiz komünizm karşıtlığıyla özdeşleştirildi ve Türkiye solu, uluslararası solun liberalizm eleştirisini benimsedi. Ne var ki burada da otoriter sağ ve ona mesafeli liberal akımlar aynı vagona atıldılar.

Bu dönemde özellikle sosyal demokratlarla işbirliğine yatkın liberal parti ve akımlar da vardı. Fakat Türkiye solu, sosyal demokrasiyi de rakip olarak algıladığı için bu ayrımlara önem göstermedi. Bu karşıtlık ilginç bir mantığa dayanıyordu: “Sosyal demokratların veya liberallerin güçlendiği ülkelerde devrimci solun gerileyeceği” varsayılıyordu. 19. yüzyıldaki sınırlı bazı deneyimlerin genellendiğini ve bağlayıcı inançlara dönüştüğünü görüyoruz. Oysa yaşanılan daha farklıydı: Sosyal demokratların ve liberallerin etkili oldukları yerlerde sosyalistler de kökleşebiliyorlardı.

Türkiye solunda asıl liberalizm alerjisi ise Özal döneminde Marksist kökenden gelen bazı aydınların “liberal” kimliğini sahiplenmeleriyle zirve yaptı. Ne var ki bu aydınların liberalizm diye savundukları fikirler, Yeni Sağ ve Neo-Liberalizm arasında oluşan bir sentezdi. Bu aydınlar liberal değillerdi aslında. Fakat bu dönem de uzun sürmedi ve 90’ların sonundan itibaren sözkonusu aydınlar, kendilerini “demokrat” kimliğiyle tanımlamaya ve demokratikleşme sürecinin savunusu üzerinden işlevlendirmeye yöneldiler.

Liberal demokratların demokratikleşme söyleminin AKP’nin işini kolaylaştırdığı doğrudur. AKP, bu söylemlere fazladan bir şey eklemeden iktidara geldi. Türkiye solu, AKP’nin iktidarını kolaylaştırdığını düşündüğü için de “liberallere” diş biledi. “Liberaller”, önemli dönüşümleri “reformcu partilerden” veya devletten bekleme eğilimleri bakımından eleştiriyi hak ediyorlar.

Liberallerin “doğru fikirler doğru reformcuyu bekler” kolaycılığı, bugünkü zayıflıklarının da temel nedenlerindendir. Fakat bu kurtarıcı bekleme refleksi sadece liberallere mi özgüdür? Türkiye’de etkin hangi siyasi akım, kurtarıcı bekleme refleksini aşabilmiştir?

Şimdi liberal demokratlar, “devlet partisine” yapışanlar ve ona mesafe koyanlar olarak önemli ve sağlıklı bir ayrışma yaşıyorlar. Liberal demokrasi de sivilleşme sürecine girmiş görünüyor. Aynı sancının CHP’de ve HDP’de de yaşandığını ve bunun tesadüf olmadığını söyleyebiliriz. Bugün ister istemez “devletten düşen” ve sivilleşme sürecine giren aktörler, demokrat kimliklerini sözde bırakmayıp ittifak kurmayı becerirlerse, geleceğin iktidarını kurarlar. Sol demokrat kimliğe sahip birisi olarak dileğim, liberal demokratların da bu sürecin etkili müttefiklerine dönüşmeleridir.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.