Dayatmacı rövanşizm

  • 28.09.2014 00:00

 Çok merak ettiğim bir şey var: Milli eğitim alanında hiçbir tartışma olmadan birden bire gündeme gelen dayatmacı uygulamalar hakkında Nabi Avcı’nın fikri nedir? Avcı sadece uzaktan “bakan” mı? 1990’ların başından bu yana Nabi Avcı’nın demokrasi, demokratikleşme konusundaki fikirlerini bilenler, Avcı’nın kendi döneminde yaşanılan dayatmalar karşısındaki “serinkanlı” hatta neredeyse aldırmaz tavırlarına anlam vermekte zorlanıyorlar.

Milli eğitim alanını çocuklar, gençler ve aileler için bir zulüm ve kaos ortamına çeviren dayatmacı uygulamaların tam olarak nerelerde planlandıklarını bilen yok. AKP’nin Meclis Gurubu’nda, hatta Bakanlar Kurulu’nda tartışılmamış paketler geliyor ve birer birer onaylanarak devreye sokuluyor. Anlaşılan bazı klikler, fırsatını bulmuşken bütün eğitim sistemini imam hatipleştirmek rüyasına kapılmışlar.

Tartışma olmadan, ikna çabasına girilmeden, farklı kesimlerin endişeleri giderilmeye çalışılmadan devreye sokulan uygulamalarla, askerlerin darbe sonrasında devreye soktukları uygulamalar arasında bir fark yok. İkisinde de karşı çıkanlar dövülüyor. Karşı çıkanlar sistemli biçimde eğitim alanındaki etkin konumlardan uzaklaştırılıyor. Bunun adı demokrasi değildir. Bunun adı dayatmadır. Daha da ileri giderek söylersek, bunun adı artık freni olmayan kendi kendisini gemleyemeyen bir rövanşizmdir.

Mevcut iktidar, ülkeyi “meşru, milli unsurlar ve gayrı milli unsurlar” olarak bölmüş durumdadır. AKP’nin politikaları toplumda hafife alınamaz bir kesimde İslamofobik ve oryantalist tavırların güçlenmesine yol açmaktadır.

Bugün AKP’ye karşı askerî bir darbe olsa buna alkış tutacakların, sevineceklerin sayısını hafife almamak lazım. Böyle bir darbe, şimdi altta kalanların daha da öfkeli rövanşizmine sahne olacak, birarada yaşama ihtimalimizi daha da dinamitleyecektir.

AKP’liler Türkiye’de darbe döneminin kapandığını düşünüyor olabilirler. Oysa Mısır’da Darbeci Sisi’nin kullandığı “fırsat”, bunu mümkün kılan (yeni) küresel dengeler dikkate alındığında Türkiye’de de ortaya çıkabilir.

Hem bu ihtimalin zemin bulamaması, hem de birbirlerinin yüzüne bakamayacak kadar kutuplaşmış, yabancılaşmış toplum kesimlerini yeniden birarada yaşayabilmeye inandırabilmek adına, AKP’lilere ve onun çeperindeki aydınlara çok büyük işler düşüyor.

Özellikle son dört yılın en büyük tahribatı, demokrasi ve demokratikleşme kavramlarının uğradıkları itibar yitimidir. Bugün Alevilerden başlayarak, farklı yaşam tarzına sahip ve özgürlük alanlarıyla ilgili korkuları olan pek çok kesimi yeniden demokratikleşme idealine inandırmak, çok kolay görünmemektedir.

Ama kendi irademizle birarada yaşayabilmenin başkaca bir yolu yoktur. Kendi sivil anayasamızı yapmayı becerebilmek, kendi kendimizi yönetebilecek olgunluğa eriştiğimizi gösterebilmenin en açık yoludur. Bu anayasayı bizler yapamayıp, tahterevalli oynamaya devam edersek, başkaları gelir, kendi anayasalarını yapar ve bize dayatırlar.

Bunun yapılabilmesi, son dönemde her vesileyle canı yakılan kesimlere yönelik güven inşa edici uygulamalara girişmekle olabilir. Son dönemde boğaz boğaza geldiğimiz, ıstırap verici ve enerjilerimizi tüketici mücadelelerden çıkarmamız gereken dersler açıktır: Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, azınlıkların özgürlüklerinin net biçimde güvenceye kavuşturulması, toplumun farklı kesimlerinin kazanılmış haklarından asla taviz verilemeyeceğinin tüm siyasal aktörlerce kabul edilmeleri, ekmek kadar, su kadar muhtaç olduğumuz adımlardır.

Bu adımları atmadan bir toplum olamayız. Bunlarsız birarada yaşayamayız. Yarının birbirini boğazlayan Türkiye kâbusu eğer gerçek olursa bunda en büyük vebal AKP’de ve gerektiğinde onu eleştirecek şahsiyeti bulamayan organik aydınlarında olacaktır.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.