Evrensellik ihtiyacı

  • 30.09.2014 00:00

 Yirminci yüzyıl, siyasal şiddetin kurbanlarının dünya tarihindeki en yüksek sayıya ulaştıkları yüzyıldı. 21. yüzyılın bu anlamda bir önceki yüzyıldan ciddi bir farklılık getirmeyeceğine dair olumsuz işaretler artıyor. Aslında temel sorunun yaşadığımız hayatın kaldırabileceği ideolojik duruşlar, söylemler üretemememiz olduğunu söyleyebiliriz.

20. yüzyılda her şeye rağmen umut yaratan unsurlardan birisi, tüm bu yıkımlara evrensellik iddiası adına karşı duran hareketlerin varlığıydı. Bunu söylerken yine evrensellik adına yıkımlara yol açan ideolojik duruşları yok saydığımız düşünülmesin.

Oysa son otuz yılda ortaya çıkan direniş biçimleri, daha çok kimlikler üzerinden tanımlandı. Etnik, dinî kimliklerin ortaya koydukları direnişin en olumsuz yönlerinden birisi, farklı kimliklerden geçişleri zorlaştıran özcü, dışlayıcı dinamikleriydi.

Görünüşte evrensellik iddiası olan ama esasta Avrupa-merkezci söylemler eşliğinde dünyanın canına okuyan emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı oluşan ilk direniş hareketleri de, evrensellik iddiası üzerinden hareket ediyorlardı. Zamanla bu hareketler de, mücadele ettikleri rakiplerinden baskıcı yöntemler öğrendiler.

Batı-dışı toplumlarda bağımsızlık sonrası ortaya çıkan ilk dalga rejimler de Avrupa-merkezciliği aşan bir evrensel üretemediler. Bu rejimler de modernizmin otoriter biçimlerine sıkıştılar. Toplumlarının refah ve özgürlük beklentilerini gidermediler. 1980’lerde otoriter modernizmin sonuna gelinmesi kaçınılmazdı.

Bundan sonra ortaya çıkan direniş biçimleri de 21. yüzyıla damgalarını vurmaya başladılar. Yukarıdaki süreçlere tepkisellikle ortaya çıkan kimlik hareketleri, ilk başlarda haklı gerekçelere dayanıyorlardı. Yukarıda özetlediğimiz süreçlerin olumsuz mirasına tepki duymaktaydılar. Ne var ki tepkisellik, yaşadığımız hayatı kavrayabilecek alternatifler üretilebilmesi önündeki en önemli engellerden birisidir.

Bazı akademik çevrelerde ne kadar güzellemesi yapılmış olsa da, bugün açıkça teslim etmemiz gereken bir mesele var: Son otuz yılın dışlayıcı, özcü kimlik hareketleri gezegenimizi bir cehenneme çevirmek üzeredir. Bütün kimlik hareketleri dışlayıcı ve özcü değildir elbette ama büyük çoğunluğunun böyle olduğunu da görebilmeliyiz.

Bir zamanlar evrensel adına bizlere Avrupa-merkezciliği dayattılar ve evrenseli tahrip ettiler. Şimdiyse özcülüğün, dışlayıcılığın buzdan kafeslerine hapsetmeye çalıştığımız ama doğası gereği buralara sığamayacak yeni bir hayat var.

Bu yeni hayat, kültürel melezlik üreterek var oluyor. Siyasi fikirleri itibarıyla olmasa da, kimliği açısından bakılırsa, Obama’nın 21. yüzyılın kültürel melezliğinin ilk ama son olmayacak önemli temsilcilerinden olduğu söylenebilir.

Yeni hayatın bu dinamizmi ve melezliği, özcü kimlik hareketlerini ciddi biçimlerde endişelendiriyor; onları çözümü çıkmaz yollarda aramaya sevk ederek köktencileştiriyor. Son dönemde Erasmus Öğrenci Değişim Programı’nın katılımcı öğrenciler arasında ortaya çıkan evlilikler nedeniyle “bir milyon bebek” ürettiği haberlerine verilen tepkilere, bu gözlemimizi doğruluyor.

Bazıları yine çözümü en basit olanda, yani programdan çıkmakta gördüler. Oysa hayat bu türden “sınavları” sürekli olarak karşılarına çıkaracak. “Hemen kapatalım” tarzı tepkileri verenlerin en önemli meselesi, kendi fikirlerine dair duydukları büyük özgüvensizliktir. Bu özgüven eksikliğinin, kendi inançlarını 21. yüzyılın hayatında var olabilecek biçimlere tercüme edemeyenlerde görülmesi gayet normaldir.

Bizlere düşen işte tam da bu hayatı ıskalamayan evrensel hukuk, normlar ve kültürü ısrarla var etmeye çalışmaktır. Yaşadığımız cehennemden çıkış buradadır.

[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.