Ortadoğu’da artçı depremler

  • 11.10.2014 00:00

 Yıllardır modern Ortadoğu tarihi dersleri veriyorum. Bir yandan Kobane’de olanları ve Türkiye’ye kanlı yansımalarını izlemeye çalışırken, diğer yandan ders vermeye odaklanmak kolay olmuyor. Neyse ki derste ele aldığımız konu, güncele bakmak açısından bize önemli bir alan açıyordu.

Derste Mısır ve Suriye’nin 1958 yılında birleşmeye karar vermeleri ve ardından Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni (BAC) kurmalarını ele alıyorduk. O zamanlar rüzgâr seküler milliyetçilerden yana esiyordu ve Mısır’da Nasır’ın en güçlü olduğu yıllardı.

Seküler milliyetçi Araplar, I. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan yapay Arap devletleri haritasını ve haritanın ortasına bıçak gibi saplanan İsrail devletini tanımıyor, Arap Ulusu’nun birliğini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. BAC, Suriye tarafından gelen itirazlarla sadece üç yıl yaşadı ve 1961’de tarih oldu.

BAC’ın yaşamasına ABD liderliğindeki “Hürriyetçi Kamp” izin verir miydi? Haritayı bir anımsayın: Mısır ve Suriye birleşiyor ve aralarında İsrail, Ürdün ve Lübnan adeta sandviç peyniri gibi kalıyor. Yemen’deki Nasırcı isyancılar da BAC’a katılma arzusu göstermişlerdi. Böylece Ortadoğu haritasının artçı depremlerle yeniden şekillenmesi ihtimali doğuyordu.

Dönemin Suudi Kralı Saud, Nasır’ı öldürtmek için bir komplo düzenlemiş, planı açığa çıkınca da görevini bırakmak zorunda kalmıştı. Ne muhafazakâr Körfez monarşileri ne İsrail ne de ABD, haritanın değişmesini isterlerdi.

Seküler milliyetçi pan-Arabizm yenilgiye uğradı. Bu yenilgide demokrasiyi ıskalamak ve tek adam yönetimine saplanıp kalmak elbette önemli rol oynadı ama küresel efendilerin gazabı da yenilgiyi hızlandırdı.

Buna rağmen Ortadoğu’nun bilinçli olarak küçültülmüş yapay devletlerinin yol açtığı meseleler sona ermedi. Son dönemde İhvan liderliğinde yeni bir pan-Arabizm dalgasının ortaya çıkma ihtimali belirdi. Bu İslami dozu yüksek bir pan-Arabizmdi ve AKP de bu ihtimale epeyce yatırım yaptı. Şimdilik bu ihtimal geriye çekilmiş durumda.

IŞİD militanlarının mevcut sınırları tanımayıp, geldikleri devletlerin pasaportlarını yakmaları da aslında aynı yapısal meselenin başka türlü bir ifadesi. Bölgede I. Dünya Savaşı henüz bitmiş değil ve bunun artçı depremleri yaşanmaya devam ediyor.

Hem seküler hem de İslamcı ulus-aşırı hareketler ve bunların oluşturmaya çalıştıkları birleşik Ortadoğu, aynı meselelerden mustarip: Demokrasiyi küçümseme veya onu çoğunlukçuluğa indirgeme, bölgedeki azınlıkları gayrı-meşru ve “geçici” görme alışkanlıkları aynen devam ediyor. Aslında İhvan da kendince bir Arap ulusu tahayyül ediyor ama bu ulus, Nasır’a göre daha İslamcı. Dolayısıyla İhvan’ın projesi de Ortadoğu’nun I. Dünya Savaşı’ndan kalma büyük meselesini aşabilecek nitelikte değil.

İhvan en azından şiddetten uzak duruyordu. İhvan’ın boğazının sıkılması, IŞİD gibi ulus-aşırı yapıların hemen devreye girerek boşluğu doldurmayı denemelerini kolaylaştırdı. Tüm bunların bize anlattığı ders aslında çok basit: Ortadoğu, bu haritayla nefes alamıyor.

Peki, çözüm yeni devletler kurmak mı? Bizce asıl çözüm, sınırlar arasındaki geçişleri kolaylaştıran aşağıdan yukarıya toplum dinamiklerinin önlerini açmaktan geçiyor.

Kürt hareketinin bugün Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da savunduğu siyasi çözümler, aşağıdan yukarıya karşılıklı bağımlılık ve entegrasyonu artırma potansiyeli barındırıyor. Kürtler, mevcut ulus-devletlerin demokratikleşmeleri gerektiğini savunuyorlar. Kürtleri bu konumlarından daha uzağa düşürecek, kendi başlarının çaresine bakmaya yöneltecek hatalardan uzak durmak lazım.

Türkiye, Kürtlerin rahat nefes aldıkları bir demokrasi hamlesini her şeye rağmen başarıya ulaştırırsa, bütün Ortadoğu toplumlarının ihtiyaç duydukları modelin oluşmasının önünü açabilir.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.