Kobane ve Çözüm Süreci

  • 14.10.2014 00:00

 Düzenli aralıklarla yapılan Dünya Değerler Araştırması’nın en çarpıcı ve değişmeyen sonuçlarından birisi, ülkemizdeki güven oranının düşüklüğü. Bu konuda en sonuncu sıraya yakınız. Bırakın kurumlara güvenmeyi, komşularımıza dahi güvenmiyoruz.

Böyle bir ortamda siyasi bir kriz patlak verdiğinde soğukkanlı tavırlar üretmekte zorlanıyoruz. Kobane krizinde AKP’nin yalpaladığı çok açık. AKP’liler, çok geniş bir tanım ve kapsama sahip “İslamcı” kamuoyuna şirin görünme baskısından bir türlü kurtulamıyorlar.

Söylem düzeyinde ve özellikle kendi dışlarına konuşurken, “İslam ve şiddet yan yana gelemez” diyorlar ama kendi cenahlarına hitap ederken, açık veya örtük olarak “İslamcılara yapılacak saldırılara dâhil olmayacağız” deme gereği hissediyorlar.

Hiçbir cenah bu kadar geniş ve sınırları belirsiz olmamalı. AKP’lilerin hem kendi ideolojilerini hem de İslamcılıklarını tanımlamaktan ısrarla kaçınmaları, bu devasa meselelere yol açıyor.

Sol cenahta çok sayıda aktör, “kimlerle nasıl yan yana gelemeyeceklerine”, “kimlerle nasıl yan yana gelebileceklerinden” daha fazla kafa yorar; bunun için binlerce sayfalık metinler üretirler. Oysa AKP’liler veya bir bütün olarak İslamcılar, “hayalî cemaatlerini” çok geniş tutuyorlar. Kendi içlerinde ciddi özeleştiri mekanizmasını işletemedikleri için, İslam adına şiddet uygulayanları yeterince dışlamıyorlar.

Başka bir mesele de İslamcıların büyümeyi reddeden çocuklar gibi sürekli olarak “Batı ve Doğu arasında ezeli ve ebedi bir çatışmaya” göndermede bulunmaları. “Muktedir ve kötü niyetli Batı” söylemine çok fazla abanmak, şiddeti reddeden bir İslamcı gurup olsanız da kendi içerisinde şiddeti davet eden bir boyut barındırıyor. Gençler bu söylemin etkisinde kalıp, “kötüye karşı savaş” çağrılarından daha kolayca etkileniyorlar.

Bu klasik Batı/ Doğu ayrımı oldukça yetersiz kalıyor. İslam artık Batı’da yerleşik ve önemli bir dindir. Üstelik tüm yaşanan olumsuz süreçlerde şöyle veya böyle İslamcı aktörlerin de olumsuz rolleri var. Hepimizin var.

Büyümek tam da burada başlar. Kendi sorumluluğunuzu kabullenmek yerine hep başkalarına ötelediğiniz yer, büyümeyi reddettiğiniz yerdir. Böylece sizleri “yeterince olgun, rasyonel” bulmayan sömürgeci mantığı tersinden yeniden üretmiş olursunuz.

Yukarıda yapılan eleştirilerin bir bölümünün Kürt hareketine de yöneltilebileceği gerçeği, aslında aynı siyasal kültür süreçlerinden ne kadar etkilendiğimizi de gösteriyor.

Kürt hareketi de, Kobane krizinde yeterince soğukkanlı davranamadı. Elbette sınırın ötesinde insanlara kıyım yapılırken çok fazla soğukkanlı olamazsınız. Yine de HDP sözcülerinin uzlaşmadan, kapıları kapamaya kadar bir dizi çelişkili tepkiyi çok hızlı verdikleri bir gerçektir.

Eğri oturup doğru konuşalım: Bu kadar farklı aktör ve hiyerarşi üretirseniz, kimin hangi yetkiyle neyi ne zaman söylediğini takip edemezsiniz. HDP’nin söylediği Kandil’den; Kandil’in söylediği Önderlik’ten veto yeme ihtimaline sahip olduğunda, tutarlı çizgi oluşturmak zorlaşır. Bazen bu aktörler kendi güçlerini diğerlerine “belletmek” adına, sert ayarlar verme yoluna gidebilirler. Burada yapısal bir zaaf olduğu açık.

Tüm bu yaşananlarda Çözüm Süreci’nin dolaylı veya örtük biçimde pazarlık masasına konulması beni rahatsız ediyor. “Gerillayı aktifleştiriyoruz”, “Çözüm Süreci bitmiştir” gibi açıklamalar, zaten beceremediğimiz güven inşası meselesini daha da dinamitliyor.

Kobane hepimize şunu göstermeliydi: Her ne pahasına olursa olsun bu ülkede barışı inşa etmeliyiz. Hükümeti Çözüm Süreci’nden yana baskı altında tutmakla, “ya hep ya hiç” anlamına gelen maksimalist duruşlarla sıkıştırmak arasındaki farka siyaset diyoruz...

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.