Sonbahar ve siyaset

  • 1.11.2014 00:00

 Yerel seçimler sırasında medyada çok yoğun tartışmalar yaşanıyor, sosyal medya büyük bir canlanmayı tecrübe ediyordu. Gezi’yle başlayan hareketlilik, 17-25 Aralık sürecinin yerel seçimlerle çakışmasıyla yeni bir ivme kazanmış, AKP’ye muhalif kesimlerde ciddi bir iyimserlik oluşmuştu.

O zaman özellikle muhalif seçmenlerin içerisine yuvarlandıkları iyimserliğe dikkat çekmiş, büyük beklentilerin büyük hayal kırıklıklarına gebe olabileceğine işaret etmiştim. Siyaset alanında belirleyici değişimler yaşanmadan, seçimlerden çok büyük neticeler beklemek doğru değildi.

Buna rağmen sözkonusu iyimserlik özellikle CHP’nin doğal tabanının sandıklara neredeyse firesiz akın etmesiyle ve İstanbul ve Ankara’da hafife alınamayacak neticelerle sonuçlandı. Bu illerden birisi kazanılsaydı, ciddi bir psikolojik eşik aşılmış olacaktı. İktidar da bunun farkındaydı ve yenilmezlik algısında gedik açılmasını engellemek için her türlü taktiği devreye soktu.

Bazen nesnel durumlar ve öznel algılar çakışamıyor. Aslında yerel seçimler AKP muhaliflerine bu partinin yenilebilir olduğunu göstermeliydi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu pozitif enerjiyle giren aday kimdi? Selahattin Demirtaş. CHP de böyle sürükleyici bir aday bulabilseydi, seçimler muhakkak ikinci tura kalırdı. Bunun için gereken oy sadece yarım milyondu.

CHP’nin Demirtaş gibi demokrat bir profil veren ama aynı zamanda popülizm yaparak seküler-dindar ayrımını mümkün olduğunca etkisiz kılabilecek bir adaya ihtiyacı vardı. Belki Demirtaş ve Bekaroğlu seçime girselerdi bu dinamizm yakalanabilirdi? Ama olmadı.

Toplum genellikle “kaybeden iyiyi” sevmez. Bu seçim de son tahlilde AKP’nin yenilmezlik algısını zayıflatabilirdi ama böyle olmadı. Seçimler HDP çevrelerine ciddi ümit aşılarken MHP ve CHP tavanı ve tabanı, genel seçimlerde benzer bir başarısızlık yaşama riskiyle yüz yüze kaldı.

Seçimlerden bu yana haber kanallarında ve haber programlarında yaşanan net izleyici kaybı neyi anlatır? Edilgen seçmenlerle aktif siyasetçiler arasında “aktif izleyici” diyebileceğimiz bir kesim var. Bunlar siyasetçilerin oluşturmaya çalıştıkları söylem ve algıları daha edilgen seçmenlere taşırlar ve onları harekete geçirirler.

Gazeteleri dikkatle okur, haber programlarını takip ederler. Bu kesimin siyasi tartışmalarda net görüşleri olur. Siyasal kampanyalar, bu aktif izleyicileri harekete geçirebildiğinde hissedilir ve etkin olmaya başlar.

Son dönemde bu kesimin siyasetten uzaklaşma eğiliminde olduğu söylenebilir. Bu uzaklaşma eğiliminin AKP’nin yenilmezlik algısıyla ilişkili olduğu açıktır. Böyle geri çekilişler, daha görünür olan siyasi aktörlerin yaşanılan başarısızlıklardan sorumlu tutulmaları eğilimini de besleyebilir. Mevcut siyasi aktörlerin günah keçisi ilan edilmeleri, siyasetten uzaklaşma eğilimine hem bahane sağlar hem de bu eğilimi derinleştirebilir.

Bu algının kırılabilmesi oldukça güç. Önce parti örgütünüzü ardından da ikinci çemberdeki aktif izleyicileri harekete geçirebilmeniz gerekir. Bunu yapabilmek için de sadece endişeleri kaşımak yetmez. Sözgelimi, “seçimlerde bize oy vermezseniz AKP anayasayı değiştirecek güce ulaşır” diyerek dolaylı olarak rakibinizi güçlendiren söylemlerden uzak durmak gerekir.

Bunun yerine tıpkı 1920’lerde olduğu gibi, son derece güç koşullarda yeni Türkiye’yi kuran, 1950’lerde çok partili hayata geçerek Türkiye’yi Ortadoğu ülkelerinin siyasi kaderinden ayıran ortak başarı hikâyelerine göndermede bulunabilir. Buradaki vurgu eskiden ilham almak ama asla eskinin tekrarı hayaline sıkışmamaktır.

Demokratik, müreffeh ve güvenli bir ülkeyi hep birlikte inşa etme söylemi ve coşkusu üzerinden siyasete enerji aşılanabilir. Bu söylem etrafında gençliği harekete geçirmeyi başaranlar, kalıcı olma sınavını da geçerler.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.