Mahçupyan’ın görüşlerine dair

  • 21.12.2014 00:00

 Zaman Gazetesi’nden ayrıldıktan sonra Başbakan Davutoğlu’nun danışmanı olan Mahçupyan’ın görüşleri yine çokça tartışılıyor. Bana göre, Mahçupyan’ın “seküler” çevrelerden kopmasından kaynaklanan abartılı bir ilgi sözkonusu. O görüşleri İslamcı kökenden gelen birileri ortaya koysa, çok da önemsenmeyebilirdi.

Eski cenahı” siyasi mürtedliği affetmediği için, Mahçupyan’a diş biliyor. Öte yandan Hükümet kanadı ve AKP’liler de, “öteki cenahtan gelip” yine “öteki cenahın dilini kullanan” ve kendilerine “itibar” kazandıran Mahçupyan’ı seviyorlar veya sevmeleri gerektiğini düşünüyorlar.

Bu durum bana Cemil Meriç’i anımsatıyor. Meriç, “soldan” kopup geldiği için “sağda” çok sevildi ama sağa dair pek çok eleştirisi sümenaltı edildi. Türkiye sağınının entelektüel samimiyeti oldukça zayıftır. Kendilerini öven ve “öteki cenahtan” gelenlerin fikirlerini “kes yapıştır” biçiminde alırlar, baş tacı ederler, ama eleştiri oklarını kendilerine hiç değdirmezler.

Tam da bu seçici alaka nedeniyle, eğer Mahçupyan AKP’ye yönelttiği kimi eleştirilerini derinleştirirse, onunla da yollarını ayıracaklarından ve bundan da fazlaca bir vicdani rahatsızlık duymayacaklarından eminim.

Mahçupyan’ın Akşam gazetesinde yayımlanan son söyleşisinde, 2015 seçimlerine “normalleşme” adına büyük önem atfettiğini görüyoruz. Mahçupyan, şöyle bir mantık yürütüyor: Şu anda bir kavga var. Kavga edenlerden hukuk beklemeyin. AKP kavgayı kazanınca “normalleşme” yaşanacak ve tekrar hukuk devletine kavuşacağız. Aşağıdaki sözleri bu tutumu özetliyor:

Türkiye’nin şu anki kanuni zemininin nihai olduğunu söylemekte zorlanırım. Bütün bunlar bundan sonraki seçimlerde anayasa ile birlikte yeniden değişecek. Daha meşru zemini olan kanunlarla yönetileceğiz.

Mahçupyan, AKP’nin mecburen ve geçici bir süre için otoriterleştiğini ama daha sonra işlerin düzeleceğini müjdeliyor. Bu bakışa bazı itirazlarım var: Bir defa demokratikleşme, bir aktörün buldozer gibi her alanı denetimi altına almasıyla gerçekleşmez. Tam tersi; bunu asla yapamayacağını idrak etmesiyle mümkün hâle gelir.

Başka bir ifadeyle demokratikleşme, mücadele eden aktörlerin yenişemeyeceklerini idrak etmeleri üzerine kurulan bir hukuk düzeniyle mümkündür.

Mahçupyan şu soruyu yanıtlamakla yükümlüdür: Eğer AKP Cemaat’le meşru bir savaş veriyorsa, ekonomiden, siyasete oradan kültüre tüm alanları ve Cemaat’le ilgisi olmayan çok sayıda aktörü denetim altına alma arzusu nasıl açıklanabilir?

Mesela Başkanlık Sistemi’ne geçmek adına yapılan zorlamalar, daha sonraki “normalleşmemiz” için neden elzemdir? AKP’nin sırf parlamenter sistem var diye gerçekleştiremediği hangi meşru reform vardır da böyle bir arzu duyulmaktadır? Anayasa masasını deviren partiyi o kadar kolay unuttuk mu sanılıyor?

Bir de AKP’yi eleştirenleri toptan “darbeciler”, “eski düzen özlemcileri” diye ötelemek yok mu, gerçekten bu ezberle ilerlenmesi mümkün değil. Söyleşiyi yapan gazetecinin sorusu çok şey anlatıyor: “Gezi Parkı olaylarından bu yana özellikle bazı çevrelerde son bir yıldır AK Parti seçimle gitmiyorsa halk hareketiyle gitmeli gibi bir çaba da var. Bu aslında AK Parti’nin seçimle gidemeyeceği öngörüsü de taşımıyor mu?

Bu soru AKP’ye yakın çevrelerin inanmak istedikleri bir “kurucu yalana” dönüşmüş durumda.Burada bahsedilen hangi halk hareketleridir? Allah aşkına söyleyin, kimlerdir bu hareketleri örgütleyenler? Yaprak kıpırdıyor da biz mi göremiyoruz?

Bu soruların cevaplarını vermeden yapılan her suçlama, Çarşı’dan darbeci çıkarmak beyhudeliğiyle eşdeğerdir.

Bugün sadece CHP değil MHP de AKP’yi sandıkta yenmeyi kabullenmiş partilerdir. İki partinin lideri de darbecilerden uzak durma basiretine sahiptirler.

Değiştirin artık şu bayat ezberlerinizi…

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.