Nuh Köklü’nün ardından

  • 21.02.2015 00:00

 Birisini kaybettiğimizde eğer onu tanıyorsak anılarımızdan bahsetmeye başlarız. Bazıları bunu öyle yaparlar ki, kaybettiğimiz insandan çok kendilerinden bahsetmeye başlarlar. O insanlar adına ben utanırım. Bu nedenle yazılarımda kişisel meselelere girmemeye çalışıyorum.

Ne var ki Nuh Köklü’yle çok sık karşılaşmaya başlamıştık. İlk karşılaşmalarımız NTV’de çalışırken olmuştu. Nuh’la ayaküstü NTV’yi çekiştirirdik. O dönemde bile NTV’nin çağırdığı konuklarla alakalı bir tür öz sansür yaptığını anlamıştım. NTV iyi bir televizyondu. Yaşananları bir de oradan dinlemek isterdik. Ama NTV’yi NTV yapanlar elbette orada çalışan emekçilerdi.

Haber uğruna ateş altında kalan, ölümden dönen çalışanları vardı NTV’nin.

Nuh’la sık sık karşılaşmamızın bir nedeni de işsiz olmasıydı. O da NTV’nin kanaldan uzaklaştırdığı nice iyi gazeteci arasındaydı. İşte tam da burada anlatılan bir “Yeni Türkiye hikâyesidir”.

Nuh Köklü o kadar sembolik bir isim ki, pek çok şeyi anlatmanıza vesile olabiliyor. Bir defa o neden işsizdi? Neden yüzlerce haysiyetli gazeteci işsiz? Neden işsiz olmayanların üzerinde sürekli bir atılma korkusu var? Bunun yanıtı çok da zor değil: “Gerçekleri söylemek güçtür.

Demek ki birileri özgür ve konuşan Türkiye’den fena hâlde korkuyor. Kimbilir, bildiğimiz ve bilmediğimiz neler yaptılar ki, bu kadar korkuyorlar. İşte gazetecilerin görevi, bu bilmediğimiz kısmı deşmektir. Buzdağının altını kurcalamaktır. Onları ne kadar yıldırsanız da birileri çıkar ve gördüğünü söyler.

Nuh’la en son karşılaştığımızda konuşmanın bir yerinde “Abi mücadele etmek lazım” dediğini anımsıyorum. Belli ki ayaküstü konu ülke meselelerine gelmişti. İkimiz de bu kadar rezilliği ülkemize yakıştıramıyorduk.

Bence Nuh, özellikle basın emekçileri arasında diğer toplum kesimlerine göre çok daha fazla yaşanan politikleşmenin bir örneğiydi. Bu politikleşme sadece işsiz kalmak gibi endişelerle açıklanamaz. Bu esas belirleyici olsaydı, yüzde 20’si işsiz olan gençler isyan ederlerdi.

Basın emekçileri, ülkedeki çirkin ilişkileri bire bir gözlemleyebilecek süreçlerin tam ortasında konumlanırlar. Pek çok toplumsal olayda basın emekçilerini giderek daha fazla görmemiz, bununla da ilişkili olsa gerek.

Nuh’la daha önceki karşılaşmamız vapurla Taksim’e, Soma’da yaşananları protesto eylemine giderken olmuştu. Bu eyleme gelenlerin büyük bir kısmı örgütsüzdü. Vicdanen yaralıydılar. Ama o gün üzerimize o kadar fazla gaz sıkıldı ki, Karaköy tarafına indiğimizde dahi nefes alamıyorduk.

Evet, devletimiz daha doğrusu devletin dümenindekiler, bu vicdan isyanının kendilerine karşı bir ayaklanmaya dönüşmesinden öyle korkuyordu ki, yasal şiddetlerine abandıkça abandılar. Gezi’den sonra toplumsal olaylara göz açtırmamak başka nasıl açıklanabilir?

Nuh’un ölümü muhafazakâr siyaset cenahında fazla yankı bulmadı. Zaten şaşırtıcı değil bu. Ne de olsa ölen bir “marjinal”, öldüren de esnaf. Bu tür şiddet, sessizce geçiştirilmesi gereken şiddettendir. Oysa Özgecan’ın trajedisi, muhafazakârlarca öyle bir işlendi ki, farklı kesimlerden pek çok insan idamdan çözüm olarak bahsetmeye başladı.

Böylece muhafazakârlığın güvenliği abartarak toplumu denetleme iştahına malzeme sunduklarını fark etmediler. Oysa şunu çoktan öğrenmeliydik: Abartılı güvenlikçilik, her zaman güvenlik meselesi olarak geri döner. Bu öyle bir iklimdir ki, devlet harekete geçmezse dahi, “durumdan vazife çıkaran makbul vatandaşlar” harekete geçer.

Bugünlerde İç Güvenlik alanındaki düzenlemelerle yapılmak istenen de bu değil mi? Bu yasa sadece Kürtleri mi hedefliyor? Yoksa her karşı çıkışı sokaklardan silmek mi istiyorlar? Her gün televizyonlarda “tekinsiz yerler” olarak anlattıkları sokaklara çıktığımızda, bizleri gazlayarak, kurşunlayarak terfi alacak kahramanlara zemin mi hazırlanıyor?

Tüm bu yaşananlara karşı cevabı Nuh ve arkadaşları bulmuştu: Sokakları şenlendirmek.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.