Yaşar Kemal

  • 3.03.2015 00:00

 Yaşar Kemal’i nasıl anlatabilirim? Kendisiyle hiç karşılaşmadım. Kişiliğimin şekillenmesinde Yaşar Kemal’in romanları öyle önemliydi ki, onu aileden birisi olarak görebilirim.

Bende Yaşar Kemal’in hayali, çocukluğumun geçtiği Laz köyüne bir kış ansızın çıkıp geliveren bir Tanrı misafiriyle karışmıştır. Tanrı misafiri ezberden destanlar okuduğunda yaşadığım büyülenmeyi yıllar sonra İnce Memed okurken yeniden yaşamıştım. Ateş başında Laz eşkıyalarıyla ilgili destanı dinleyen güzel ihtiyarların yüzleri de Yaşar Kemal’in kahramanlarıyla karışıvermiştir.

Yaşar Kemal, Türkiye aydınlarının yaygın trajedisinden de kurtulmayı başararak bu diyarı terk etti. Bizim aydınlarımızın çoğunluğu, kocadıkça bağnazlaşır. Yaşar Kemal’in hayata dair güçlü sezgisi, her dönem taze bir siyasal duruş sergileyebilmesini mümkün kıldı. Böyle kocamak herkese nasip olmaz.

Yaşar Kemal elbette her okuyana farklı anlamlar getirir. Bana göre onun muazzam ve belki de doyurulamaz bir yaşama sevinci vardı. Kitaplarında en trajik anlarda, ölümün kıyısında bile doğa size seslenir. Başka bir hayatın mümkün olduğunu fısıldar. Bir eşkıyanın gözünden arılara, çiçeklere, pınarlara bakarsınız.

Doğa insan evladının sürekli ihanet ettiği ama yine de ona kucak açmaktan bıkmayan sabırlı anasıdır.

Ahmet Arif’in “yakışıklı, hafif, iyi süvari” sözcükleri, sanki İnce Memed’i anlatmak için yazılmış gibidir.

Yaşar Kemal’in Dağın Öte Yüzü üçlüsünden çok etkilenmiştim. Bacısıyla dağa odun toplamaya giden çocuk, ancak bu kadar yoğun bir sevgiyle anlatılabilir.

Bu romanlarda çocuklarına ekmek bulamayan bir babanın kahredici çaresizliğini iliklerinize kadar hissedersiniz.

Bir romanında çocukların sürüklediği yaralı bir kartalı anlatırken, kartalın acı çeken, ürken gözleri içinize işler.

Yer Demir Gök Bakır romanı, insanların zor durumlarda yarattıkları mitler sayesinde nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarına dair müthiş bir anlatıdır. Belki hiç din antropolojisi okumamıştır Yaşar Kemal, ama güçlü sezgisiyle bu meseleleri derinliğine işleyebilen bir kaleme sahiptir.

Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlüsü bizlere son armağanı oldu. Burada savaşlardan, kırımlardan yorgun düşmüş Anadolu’yu bir ada üzerinden yeniden kurgular. Kalbi kırık, yaralı, incinmiş insanlar bu Ada’da yeni bir hayat kurmaya soyunurlar. Bu bir ütopya kitabıdır. Anadolu böyle olabilirdi ama olamadı.

Bu romanlarda beni en çok etkileyen, görkemli ağaçların hemen dibinde, lacivert denize bakarak oturan yorgun ve yaşlı adalılardır. Yaşar Kemal, bu hayalî adayı yazarken orada kendisi de dinlenmek ister gibidir. Yorgunken bile ütopyası ile bize başka bir dünyayı fısıldamaktan kaçamaz. Trajik kahramanın kaderi…

Bu dörtlüde beni en çok etkileyen hikayelerden birisi, bir savaşta iki ateş arasında kalarak nereye kaçacaklarını bilemeyen ceylanlardır. Ceylanların çaresiz çırpınışları, bir o yana bir bu yana savruluşları, savaşın acımasızlığını ve anlamsızlığını bir defa daha yüzümüze vurur.

Çanakkale Cephesi’nde ölmesi mukadder olan ama kaçmak hiç aklına gelmeyen 20 yaşında bir Memed’i, ceylan suretinde görürsünüz. Gözleri peşinizi bırakmaz.

Yaşar Kemal Ermenileri de unutmaz bu dörtlüde. Anasız, babasız kalmış Ermeni çocukları, adeta bir sürü gibi oradan oraya savrulur. O çocuklar neden o hâldedir? O çocuklar daha sonra ne olmuştur, sormadan edemezsiniz.

Ne diyelim, “o güzel insan, o güzel atına binip gitti”. Ama yaşanabilecek en anlamlı hayatı yaşayıp gitti.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.