‘Asli gençlik sizsiniz!’

  • 17.03.2015 00:00

 Cumhurbaşkanı Erdoğan yakın zamanda yaptığı bir konuşmada “asli gençlik” tanımı yaptı. Her zamanki gibi bu tanımı yaparken, “ötekileri” anlatmaya daha fazla vakit harcamayı tercih etti. “Olması gereken”, “olmaması gerekenin” gölgesinde kaldı bile denebilir:

Bu ülkenin gençliği Gezi’de gördüğünüz vandallar değildir. Bu ülkenin gençliği etek giyerek sokakları ateşe veren o provokatörler değildir. Bu ülkenin gençliği masum kızlarımızı alçakça katleden o ırz düşmanları asla değildir. Bu ülkenin gençliği işte buradadır. İşte burada karşımda duran gençler, sizler bu ülkedeki gençliğin ta kendisisiniz. Birileri ısrarla diğerlerini gündeme getirebilir. Diğerlerini ön plana çıkartabilir.

Bu sözlerde müthiş bir öfke var. Erdoğan Gezi gençliğine inanılmaz öfkeli. Öfkesini bir türlü yenemiyor. Cumhurbaşkanı, ülkenin gençliğine asli gençlik ve marjinal gençlik diye yaklaşmayı tercih ediyor.

Aslında bu sadece Erdoğan’ın yaklaşımı değil. Bu ülkede devletin her zaman tercih ettiği bir gençlik modeli vardır. Kaynaklar buna göre seferber edilir. Eğitim bu anlayışa göre şekillendirilir. Büyük paralar harcanır.

Gezi gençliği tam da buna karşı bir itirazı seslendirmek için sokağa çıkmıştı. Gezi gençliğini şiddete indirgemek, asıl meseleyi ıskalamak demektir. Kaldı ki Gezi gençliği devletin “yasal şiddetinin” mağduru olmuştur.

Aslında Gezi gençliği kendisine uygulanan bir başka tür şiddete karşı çıktı. Nedir bu şiddet? Bu şiddet, meşru görülmeyen bir kesimin hayatına dolaylı veya direkt saldırmak, o gençliğin kendisini yeniden üretme kanallarını bilinçli biçimde ortadan kaldırmakla ilgilidir.

Bu ülkede “gençliği adam etmek” için ellerine çekiç alıp yontuculuğa başlayanların haddi hesabı yok. Aslında “adam etme, ıslah etme” gibi kavramların bizzat kendileri şiddet barındırıyor.

Düşünün; devlet bir gençlik tanımı yapıyor. Onun dışında kalanları meşru kabul etmiyor. Dönüştürmek için her şeyi yapıyor. Dönüştüremezse de “marjinal, gayrı milli veya vandal” ilan ediyor.

Meselenin asıl kaynağı, Talim ve Terbiye Kurulu’nu ele geçirerek “yeni insan” veya “yeni nesil” yetiştirilebileceğine inanmakla ilgilidir.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Bu tavra Türkiye sağında ve solunda itiraz edenler kaç kişidir? İtiraz edişimiz, mağdur ve mağrur oluşumuza göre değişmekte midir? İçten içe bunu kendimize hak olarak mı görüyoruz. Sıra bize gelince biz de aynısını yapacağız. Ama bizimkisi asli gençlik olduğu için ahlaken haklı mıyız?

Devlet ideolojiden arındırılmalı, devletin görevi yeni insan veya nesil yetiştirmek değildir” dediğinizde, sizi saf bulacak, iktidar perspektifi olmamakla eleştirecek olanlar kimlerdir?

Bu durumda bu amansız tahterevalli sürüp gidecek midir? Başka türlü etkileşim modelleri oluşturmak imkânsız mıdır? Gençliği özne olarak görüp saygı duyan modellerle; aslında “öğretenin” de eksik olduğunu, öğrenmeye açık olması gerektiğini kabul ederek hareket edilemez mi?

Bana kalırsa gençlik, benim şiddet olarak tanımladığım dayatmalara karşı kendince bazı pratiklerle karşı koyuyor. Bu, Gezi’de olduğu gibi nadiren sokağa çıkarak gerçekleşiyor.

Gençler sağ ve sol didaktik pedagojilere çok fazla prim vermiyorlar. Kendi alanlarını korumayı öğreniyorlar. Bu “dolaylı direnme biçimleri” başka bir yazının konusu olsun…

Belki de AK Parti’nin yeni nesil imalatçılarını asıl endişelendiren budur? Bunca kaynağa, paraya, nutuk çekmeye, hiza vermeye rağmen “asli gençliğin” “imalat hatası” olması ihtimalinden ürküyor olabilirler mi?

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.