Acıların ayrıştırdığı ülke

  • 4.04.2015 00:00

 Dün akşam televizyon kanallarında gezinirken, Hükümet’e yakın bir kanaldaki bazı “uzmanlar”, “Aydın Doğan medyasının nasıl bu olaya terör saldırısı diyemediği” gibi analizler döktürüyorlardı. İnanın onlar adına utandım. Akıllarınca bu olay vesilesiyle AK Parti’nin rakiplerine çakmanın getireceği “aferin” için çırpınıyorlardı. Bir ülkenin ayarı bozulunca nelere şahit olmuyoruz ki.

Öte yandan “asosyal” medyada bu olayı “cesurca bir eylem” diye sahiplenenlere rastladık. Bence asıl cesurca olan, ülkedeki özgürlükleri genişletmek için barışçıl ve sabırlı bir mücadele yürütmektir.

Cesaretin ve sağduyunun ne olduğunu Berkin’in ailesi bizlere gösterdi. Her şeye rağmen umut duyabiliyorsak, böyle insanlar var olduğu içindir.

Ben Hükümet yanlısı medya gibi, Hükümet karşıtı medyada da yaşanan terör olayı karşısında açık ve net bir eleştirellik gördüm. Hâl böyle olunca, siyasal menfaat uğruna suyu bulandırmanın âlemi ne?

Aydınlık’tan Sözcü’ye; Taraf’tan Cumhuriyet’e ve Hürriyet’e kadar, atılan manşetler bu olaya açıkça mesafe alır tarzdaydı. Bu ülkede Uğur Mumcu’dan Çetin Emeç’e çok sayıda gazetecinin acımasızca öldürülmesinde ateşin bir kısmı da bu gazetelere düşmüştü.

Her meseleyi dönüp dolaştırarak, eğip, bükerek, AK Parti’yi devirmek veya muhafaza etmek isteyenler arasında bir tahterevalliye dönüştürmek, en başta Savcı Kiraz’ın ve Berkin’ın hatıralarına saygısızlıktır.

Bu olay vesilesiyle bazıları inanılmaz bir rahatlıkla Alevileri hedef almaya başladılar. Demek ki bu ülkede de mezhep kavgası yangını başlar başlamaz, oraya benzinle koşacak aymazlar bol miktarda mevcuttur. Yaşananlardan çıkarmamız gereken en önemli ders bu olsa gerektir.

Aleviler, her zaman demokratik, barışçıl mücadeleden yana olmuşlardır. Sertlik yanlısı guruplara sabırla mesafe koyarlar ve gidip oylarını asıl destekledikleri partilere verirler. Bu ülkede yaşanan çağ yangınlarında Alevilere düşen acı çok büyük olmuştur. Çok evlatlarını yitirmişlerdir.

Tüm bu yaşananlardan hızla çıkarmamız gereken derslerden en önemlisi, Alevilerin kendilerini bu ülkenin eşdeğer, birinci sınıf vatandaşları hissetmeleri için gereken siyasal, iktisadi ve kültürel tedbirlerin alınmasıdır. Bugün Alevi gençleri, mevcut sistemin ve devletin kendilerini dışladığı algısına sahipler. Bu algılarında haksız da sayılmazlar.

Demek ki bu yabancılaşmayı aşmak adına siyaset kurumunun ve Hükümet’in atması gereken adımlar vardır. Yıllardır bu adımların ne olması gerektiği konusunda çok somut öneriler ortaya çıkmıştır. Hükümet, seçim hesapları veya Sünni refleksleri nedeniyle bu adımları atmamayı tercih etmektedir.

Demek ki bizim kangren hâline getirdiğimiz meselelerin hepsi, genel ve sahici bir demokratikleşme projesiyle çözümlenebilecek şeyler. Bu konuda eksik olan siyasi iradedir.

Kaldı ki, Davutoğlu’nun en son yaptığı, “Sokağa izinsiz şekilde çıkarak ülke güvenliğini tehdide müsamaha gösterilmeyecektir” ifadesi de, asıl meselenin hâlâ anlaşılmadığını hissettiriyor. Bu ülkede Gezi’den beri sokakta meşru hak aramanın önü kesiliyor. Hak arayanlara acımasızca saldırılıyor. Devlet bir taraftan “izin alın” derken, diğer taraftan izin vermeyerek işi yokuşa sürebiliyor.

Özgürlüklerin genişlemesi, başlangıçta bazı türbülanslara yol açabilir ama zamanla toplum bunu oturtur. Başkasının özgürlüklerini sınırlayanları ayıklar. Özgürlükler sertlikle, yasaklarla sınırlandıkça, kontrolsüz patlamalar yaşanır. Canlar yanar. Sahi biz hangisini istiyoruz?

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.