Herkesin korktuğu ülke

  • 9.02.2017 00:00

 Bu aralar Cem Karaca’nın ölümsüzleştirdiği şarkının, “…insanlar gülüyordu de, trende, vapurda, otobüste. Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle…” sözleri düşüyor aklıma.

İstanbulluların büyük bölümü “Metrobüs kavgaları” dediğimde neyi kastettiğimi bilir. Metrobüs kavgalarına benzetiyorum durumumuzu. Metrobüse binmek ve yer kapmak için diğerlerini hırpalamanız gerekir. Bu sırada canı yananlar veya ayakta kalanlar, “kendilerine haksızlık edildiğini” iddia eden çıkışlarda bulunur ve kavga patlak verir.

Metrobüste haksızca mağdur edildiklerini düşünenler, bir sonraki sefere yer kaptıklarında, “olaylara karışmama” moduna geçerler. Kulaklıklarına sığınıp “reel hayata” perde çekerler.

Bir metrobüse benzetiyorum ülkemizi.

Orada öyle bir sistem var ki, asla insani değil. Ya insanlıktan çıkıp, birbirimizi hırpalamaya devam ederiz. Ya da sistemin hepimizin canını yaktığını kavrayarak dayanışmayı öğreniriz. Yani sistemi insani kılmaya gayret ederiz. Dönüştürürüz.

Siyaset bunun için var. Çözemediği meseleleri korkuya çevirmek için değil.

Türkiye siyaseti mutsuzluk ve korku üretiyor. Hem de yıllardır. Sorunları çözmeleri beklenen siyaset sınıfı ve en başta iktidar mensupları, çözemedikleri sorunların hesabının sorulmasını engellemek için, sorumluluktan kaçmayı alışkanlık haline getirdiler.

İktidar propagandistlerinin hiçbir ahlaki sınırı yok. Bugün yaşanan “Almanya krizi” olmasaydı, başka bir Almanya krizi elbette yaratılacaktı. Çünkü iktidarın, “dış güçlerin Türkiye üzerinde oynadıkları oyunlar” masalına ihtiyacı var.

Bunun getirisi de var anlaşılan. Türkiye’de doların “dış güçler” nedeniyle yükseldiğine inanan milyonlarca insan var. Oysa dolar, siyasetçilerin kutuplaştırıcı söylemleri nedeniyle yükseldi. İçeride ve dışarıda herkesle kavgalı bir üslup, doları zıvanadan çıkardı.

Yani asıl fail, oldu mu yine mağdur…

İktidarın mağduriyet susuzluğu dinmiyor. Öyle ki, “CHP neden yumuşak kampanya yapıyor” diye yakınanlar var. Düştükleri durumun farkında değiller.

Mağduriyet mühendislerinin alınganlık yaratacak durumlara ihtiyaçları var. Sürekli alınganlığın bir tür kibre dönüştüğünü göremiyorlar.

Tüm bu kötücül mühendisliğin, “algı operasyonlarının” temelinde Milleti “kandırılabilir cahiller” gibi görmek var. Sadece kötülük değil bu, basbayağı seçkincilik de.

Bu türden “siyasetler” herkesin korktuğu bir ülke yarattı maalesef. Bugün Türkiye’de korkmayan yok. “Evet”çiler de korkuyor, “Hayır”cılar da. Üstelik birbirlerinden korkuyorlar.

Memurların gözü KHK listelerinde, “atıldık mı” diye. Dile kolay 100 bin kişi sokağa atıldı, KHK’larla.

AK Partililer, “yeterince Reisçi” bulunmamaktan ürküyorlar. Üstelik bir şeylerin fena halde yanlış gittiğinin farkındalar ama kedi görmüş bıldırcın gibi kilitlenmiş durumdalar.

Devlet, “en hakiki Reisçi” benim yarışıyla paralize olmuş, çalışamaz halde.

AK Parti bir tür İslamcılık iddiasıyla yol alıyor. İslamcılar, bu hürriyetsiz İslamcılığın nasıl bir iflas olduğunu anlamamış görünüyorlar. Birkaç çatlak ses var, o kadar.

Statükocu siyaset de birbirlerinden korkanlar sayesinde temel meselelerimizi çözmeden, üstelik sorumluluk da üstlenmeden yol almaya devam ediyor.

“Evet” kampanyasını sürükleyenler öyle korkuyorlar ki, ellerindeki muazzam araçları hoyratça kullanmaktan geri durmuyorlar. Sokakta hayır kampanyası yürütmek fiilen imkânsız hale gelmiş durumda.

Gerginlik siyaseti, kendi gönüllü tetikçilerini ve günah keçilerini de yaratıyor elbette.

Devletin, yerel yönetimlerin, medyanın ve sermayenin imkânları oransızca “Evet” için seferber edilmiş durumda. Etrafınıza baktığınızda ortalık “Evet” afişlerinden geçilmiyor.

Aslında yaşanan “Evetçi Fil” ve “Hayırcı karıncaların” siyasi mücadelesi. Fil o kadar korkuyor ki, nefes dahi alamasınlar diye karıncaların üzerinde tepiniyor.

Fil o kadar tepiniyor ki, neredeyse kendi kendine devrilip gidecek. Karıncaların sabırla yol alması bile Fil’i çıldırtmaya yetiyor.

Hayırcılar da kazanmaktan korkuyorlar. Düşünün Fil karşısında seçim kazanma ihtimali olan karıncalarsınız. Bu referandumu kazanmanın ne kadar muazzam bir zafer olduğunun sevincini dahi yaşamaktan korkuyorsunuz.

Yazık bu ülkeye…

Tüm bu korkularımızın temelinde “dış güçler” falan yatmıyor. AK Parti’nin yanlış tercihlerle dayattığı siyasetler sonucunda ülkece korkar hale geldik.

Metrobüs benzetmesine geri dönersek, sorun bir sistem sorunudur. AK Parti seçkinlerinin, mağduriyet bahanesi aramaktan vaz geçip, yarattıkları milyonlarca mağdurla yüzleşmeleri gerekiyor, öncelikle.

Bu yüzleşmeyi onlar yapmazlarsa, toplum bir şekilde yaptıracaktır. Ardından sistem sorunumuzu çözmek için Anayasa Uzlaşma masasını yeniden kurmalıyız.

Yanlış bir hayatın doğru yaşanmasının mümkün olmaması gibi, bizim asıl meselemizin gücü ve yetkiyi tek elde toplamakla çözülemeyeceğini kavramamız gerekiyor. Bu çözüm değil sorunun kendisi.

Asıl meselemiz, tam tersi, çoğulculuğu, güç ve yetki paylaşmayı esas alan yeni bir toplum sözleşmesi kotarmaktır.

Ve bunu sıradan karıncalar başaracak, kahramanlar değil…

Ortak Söz

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.