Zulmünüzle yüzleşeceksiniz

  • 21.05.2017 00:00

 Abdülkadir Selvi, gazeteci ve parti sözcüsü kimliklerini iyice karıştırdığı yazılarında yaklaşan Ak Parti Kongresi’nin bir değişim kongresi olacağını yazıyor. Kongre’nin ne kadar görkemli olacağından çocuksu bir mutlulukla bahsediyor ama parti politikalarında nelerin değişeceğini yazamıyor. Yazacak bir şey yok çünkü…

Ak Parti, 10 milyon üyesi olan ama kurum olmasına izin verilmeyen bir yapı. Erdoğan uzaktan nefes aldırmadığı partiye yeniden genel başkan olacak ve parti, daha da etkisizleşecek.

Ak Parti uzun süredir kendi seçilmiş heyetleriyle siyasi karar alamayan, siyasi irade veya özerkliği olmayan bir yapı.

Partide birilerinin gidişattan rahatsız oldukları bilinen bir gerçek. Buna rağmen “bu böyle gitmez” diyerek yaşanan süreçlere dair bir eleştiri veya değişim talebi gelmesini beklemek saflık olur.

Bu da demektir ki ülkeyi bir cehenneme, bir açık hava hapishanesine çeviren yanlışlara dur deme iradesi buradan gelemeyecek. Ak Partililer, başlarını kuma gömmeye ve mevcut iktidarın yağdırdığı zulümlere sesiz kalmaya devam edecekler.

Ama nereye kadar? Türkiye’de o kadar inanılmaz haksızlıklar, adaletsizlikler yaşanıyor ki, ne yaparsanız yapın bunların insani muhasebesinden kaçamazsınız. Hükümet yanlısı medyanın asıl işlevi, Ak Partili seçmenlerin yaşananlarla arasına buzdan bir perde çekmektir. Buna rağmen başaramayacaklar.

Ama asıl mesele zulüm yaşanırken itiraz edebilmektir. Ateş sadece düştüğü yeri mi yakmalıdır? Hani nerede “değerler siyasetiniz”?

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın bedenlerini ortaya koyarak işaret ettikleri adaletsizliği nereye kadar görmezden geleceksiniz?

Bu ülkede 15 Temmuz’dan bu yana 140 bin kişinin pasaportu iptal edildi. 110 bin kişi, doğru dürüst yargılanmadan, en basit prosedürlere uyulmadan kamu görevinden ihraç edildiler.

Bu ülkede bir işe girip çalışamıyorlar ama bu açık hava hapishanesinden yurt dışına da çıkamıyorlar çünkü pasaport verilmiyor onlara.

Binlerce gazeteci işini kaybetti bu ülkede. Muhalif gazeteci olmak açıkça bir suç haline geldi. Tutuksuz dahi yargılanmalarına tahammül edilemeyen 156 gazeteci var hapiste. Bu elbette bir dünya rekoru.

Basına yönelik saldırılar bununla da kalmıyor: 28 TV kanalı, 5 haber ajansı, 66 gazete, 19 dergi, 36 radyo, 26 yayınevi kapatıldı.

4811 akademisyen üniversitelerden atıldı. Cumhuriyet tarihinin tüm tasfiyelerini toplayın, yirmiyle çarpın yine bu acımasız rakamlara ulaşamazsınız.

Atılan bazı akademisyenler, aslında yasalarımızda dahi suç olmayan bir nedenle üniversiteden uzaklaştırıldılar. Devleti eleştirdiler ve aynı devlet tarafından kamudan atıldılar!

“Kutsal devlet” algısına sahip görünüşte İslamcı ama özünde milliyetçi bir gurup, devleti eleştirebilmenin demokrasi için ne kadar yaşamsal olduğunu dahi idrak edebilmiş değiller.

Bu basit gerçeği içselleştiremeyenler bugün YÖK’e hakim durumdalar. Devletin muazzam gücü nedeniyle hata yaptığında ne kadar çok can yakabileceğini, bu nedenle sürekli olarak yapıcı eleştirilerin odağında olması gerektiğini dahi anlamaktan uzaklar.

Büyük bir şevkle meslektaşlarını üniversitelerden atıyorlar. Tarih bu acımasızlığı ve seviyesizliği kalın harflerle yazacaktır elbette.

Elbette bu zihniyetle de hesaplaşacağız. Bu hesaplaşma çok uzun süredir devam ediyor zaten. Bizden önce ve bizden sonra da devam edecek. Ülkemiz için gerekli çünkü.

Darbe sürecinde 71 bin kişi gözaltına alınmış ve tutuklanmış. Hapishanelerde çok sayıda insan hakları ihlalleri yaşandığını duyuyoruz. CHP’li Veli Ağbaba’nın verdiği rakamlara göre 37 kişi intihar etmiş.

Kamu görevinden uzaklaştırılan veya yakınları hapishaneye atılan insanların toplumsal baskı gördüklerine dair çok sayıda haber duyuyoruz.

“Aksi kanıtlanana kadar herkes masumdur” ilkesinden uzaklaşan bir toplum, intikam ve rövanş toplumuna döner. Orada adalet asla tesis edilemez.

Elbette her devirde olduğu gibi, Kürtler yine zulüm cenderesinde. HDP Eş Genel Başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ cezaevinde. Toplamda 13 HDP’li vekil içeride.

Bir zamanlar KCK Davaları nedeniyle 10 bine yakın Kürt tutuklanmıştı. Bu tutuklamaların Çözüm Süreci’ne darbe vurmak amaçlı bir “FETÖ kumpası” olduğunu iddia eden Ak Partililer vardı. Bugün de aşağı yukarı aynı sayıda HDP’li tutuklu.

O zaman değişen ne? Balyoz, Ergenekon ve KCK davalarında inanılmaz hukuk rezaletleri yaşandı. Toplum vicdanı bunları kabullenemedi.

Peki Ak Partililere basit bir soru soruyorum: Cemaat ve Ak Parti kavga etmeye başlamasaydı, bu davalardaki acımasızlıklarla hesaplaşılabilir miydi?

Lütfen bunu iyi düşünün. Çünkü bugün aynı zulüm, aynı hukuksuz, adaletsiz cendere yine devrede. Bu defa cenderenin hedefindekiler farklı.

Daha önceki zulümler için “Biz yapmadık, FETÖ yaptı” diyebiliyordunuz. Bugün sizin devrinizde yağmur gibi yağan zulümlere ne diyeceksiniz?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.