Türkiye’de makul bir iktidar olsaydı

  • 29.05.2017 00:00

 21 Mayıs’ta AK Parti kongresi yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden partisinin genel başkanı seçildi ve “emanetini” geri aldı.

Düşünün bir partide Genel Başkanlık, MKYK ve diğer organlar için “seçimler” yapılıyor, ama hiç kimse bu organlara kendi iradesiyle aday olamıyor.

Ve bu kongrenin sloganları “Demokrasi, Değişim ve Reform.” Soğuk bir şaka gibi değil mi?

Elbette böyle bir ortamda gerçekleştirilen kongre son derece coşkusuz olur. Kimsenin kimseyi kandırmaya mecali bile yok aslında.

Türkiye’de siyasette çok büyük bir “acilen yapılması gerekenler” boşluğu var. AK Parti’nin içinde bu adımların neler olduğunu bilenler yok mu, elbette var ama cesaretleri yok.

Anlaşılan AK Partililer kafalarını kuma gömmeye devam edecekler. Toplum kendi seçeneğini üretecek. Neden mi? O kadar yakıcı meselelerimiz var ki, birileri can havliyle bir şey yapmalı.

Varsayalım taze ve makul bir iktidarımız var. İşe önce ekonomi aktörlerine güvence vererek başlardı. Ekonomi aktörleri derken işverenler kadar, çalışanları da kastediyoruz.

Bugün siyaset, ekonominin önünde takoz olmuş durumdadır.

Omuzlarınıza oturmuş size tekme atan ve gözünüzü kapatan birilerini düşünün. Ekonomi aktörleri siyasetçi sınıfını sırtlarında taşıdıkları, onlardan korktukları ve onların vahim hatalarıyla küresel alanda rekabet şanslarını yitirdikleri sürece, bütün Türkiye bundan kaybedecektir.

Kötü siyaset, yaratıcı profesyonelleri kaçırır. Bakınız komşumuz Rusya’da, 2014’te Putin Ukrayna’ya müdahale edip otoriterliğinin dozunu arttırınca, eğitimli orta sınıflar ülkeden kaçmaya başladı. Kaçan sadece onlar değildi, ciddi bir sermaye kaçışı da vardı.

Bizim ülkemize sermaye gelmiyor, mevcut sermayemiz kaçmak için çabalıyor, burada yatırım yapmıyor. Bunun bedelini en çok kim ödüyor? Genç işsizler.

İşte makul bir iktidar işe bunları düzeltmekle başlardı. Oysa Türkiye’de bugün özel mülkiyet güvencesi bile yok. Yarın malınıza mülkünüze el konulabilecek bir ülkede bırakın yatırım yapmayı, mevcut yatırımlarınızı burada tutmayı ister misiniz?

Bazıları “şu yüzde 25’lik seküler kesim çekip gitse de ülke bize kalsa” hayalleri kuruyor olabilir. Bu ülkenin hiç kimseyi kaybetme lüksü yok. Öyle bir ülke iktisaden, üçüncüyü geçtim dördüncü lige düşecektir.

Zaten bir ülke demokraside üçüncü lige düşürülürse, ekonomide de aynı durum tekrarlanır.

Dış politikanızı kavgacı olmayan, işbirliğini önceleyen, kapasitenizle doğru orantılı, çok aktörlü, çok yönlü, uluslararası hukuku esas alan bir rotaya oturtmazsanız, ekonominizi de toparlayamazsınız, iç barışınızı da.

Elbette OHAL’in kalkması, sadece kalkması değil, yol açtığı tahribatların giderilmesi, makul bir iktidarın diğer önceliği olmak zorundadır.

Bu iktidar, OHAL’de son derece plansız, programsız bir tasfiyeye girişti. Şimdi ortaya çıkan mağduriyetlerin nasıl giderileceğini, iktidar çevrelerindekilerin de bildiklerini sanmıyorum.

Oturup hasar tespiti yapacak ve eylem planlarıyla bu ülkede yaratılan zulmü hafifletecek makul bir iktidara ihtiyacımız var.

Basit bir örnek vereyim, durumun vahametini sizler tartın:

“FETÖ’cü olduğunu gizleme telaşıyla” veya “FETÖ’cü sanılırım” diye kraldan çok kralcı kesilen ve üniversitesindeki Barış İmzacılarını ihraç eden bir rektör, FETÖ’cülük gerekçesiyle kamudan ihraç edildi!

Kim kimi kimin için tasfiye ediyor, anlayan beri gelsin?

110 bin kişi kamudan atılıyor, ama hukukun basit prosedürleri izlenmiyor, delillendirme sistemi evlere şenlik.

Makul bir iktidarın bu enkazla yüzleşip, mağdurların dertlerini gidermesi, bu ülkede toplumsal barış için elzemdir.

Elbette Çözüm Sürecini yeniden başlatırdı, makul bir iktidar.

HDP’nin süreçte yeniden etkin olduğu, bütün toplum kesimlerinin PKK’nın silahlı mücadele tercihine karşı çıktıkları bir iklim yaratmak, ülkeyi bayram yerine çevirmenin en zaruri yollarından birisidir.

Birileri güvenlikçi politikalarla Kürt meselesini çözdükleri hayaline kapılmış olabilir. Ama gerçek çok daha acıtıcıdır, yüzleşebilenler için.

Kürt meselesinde en azından çatışmasızlık aşamasına geri dönüş bile bölgeyi ve ülkeyi iktisaden ve insaniyeten rahatlatacaktır.

Şimdi izlenen yol yol değil. Bunu cesaretle söyleyebilecek bir siyasete ihtiyacımız var.

15 Temmuz’un ertesinde Numan Kurtulmuş “Devleti her kesime açacağız” demişti. Sonuç ortada. Bugün bir Alevi gencinin hakim olabilmesi ne kadar mümkündür, elinizi vicdanınıza koyup düşünün.

Devleti her kesime liyakat temelinde açsaydık, 15 Temmuz’da bir sağ cuntayla karşılaşmayacaktık en basitinden.

Bu konu Türkiye’nin en yakıcı meselelerinden birisidir. Eğer üzüm yemekse derdimiz çözümü de basittir.

Mesela benim çok basit bir önerim var: Devlete eleman alırken asla mülakat yapılmaması gerektiğini Anayasa’ya geçirelim.

İstediğiniz kadar sınav yapın ama mülakat asla. Bu benim çözümüm, ya sizinki?

Özgür basına, haysiyetli gazeteci ve televizyonculara ne kadar muhtaç olduğumuz, bugün çok daha iyi anlaşılıyor. Özgür basın, iktidarda çürüme yaşanmaması için de en büyük panzehirlerden birisidir.

Makul ve yeni bir iktidar düşünce, suçu kavramını ve utancını tamamen ortadan kaldırmayı göze alırdı.

Devletin ilan gibi mekanizmalarla basına müdahale araçlarını tamamen ortadan kaldırmak, tüm toplumun ve uzun vadede iktidarların da yararınadır.

Bir zamanlar bir medya grubunun bakanlar kurulu oluşturacak kadar güçlendiği eleştirisi yapanların buna “alternatifi” aynı ilişkileri başka aktörlerle tekrarlamak oldu.

Medya iktidar ilişkilerini şirazesinden çıkaran sorunları gidermek yerine, mevcut güç dengesini lehlerine çevirmeyi “çözüm” sandılar.

Böylece eski Türkiye’nin medya düzenini dahi mumla aratacak bir noktaya gerilediler.

Elbette üniversitelerden eğitime bir dizi alanda da acil rahatlamalar yapması beklenir, makul bir iktidardan.

Mesela YÖK’ün yetkilerini kırparak bölüm başkanlıklarına, dekanlıklara ve rektörlüklere bölüştürecek babayiğitler aranıyor. Rektörlerini kendileri seçebilen üniversiteler, çok mu uzak bir hayal?

Demek ki siyasetin içerisinde muazzam bir boşluk var. AK Parti’nin bu ihtiyaçları giderecek siyasi iradesi yok. Peki ne olacak o zaman?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.