• 8.02.2018 00:00

 Evet, dün kaldığımız yerden devam edelim.

İspanya’da biliyorsunuz sosyalist bir hükümet kuruldu. Sağcı Halk Partisi (PP) lideri Mariano Rajoy, yolsuzluk iddiaları ile verilen gensoru sonucu düşürüldü ve Sosyalist Parti (PSOE) lideri Pedro Sanchez, yemin ederek göreve başladı. Pedro Sanchez, Madrid’deki Zarzuela Sarayı’nda Kral 6. Felipe’nin önünde yemin etti. İspanya tarihinde ilk kez “İncil veya haç”a yer verilmeyen yemin töreninde Sanchez, Anayasa’ya el basarak yemin etti. 

Dünyada krizin kapsama alanı dışında kalan tek bir ülke bile yok. Aslında bu kriz yapısal, dünyanın liderliği iddiasındaki ülkelerin dayandığı kavramlar ve kurumlar çöktü. Din, tarih, gelenek, bilim, sanat, aile her şey tartışmalı hale geldi. Gençler gelecek için umut vermiyor. Çevresel felaketler insanlığın ufkunu karartıyor.

Biliyorsunuz G7 üyesi ülkelerin maliye bakanları geçtiğimiz günlerde Kanada’da üç gün süren bir toplantı yaptı. Grubun 6 üyesi ile AB, ABD’nin yeni gümrük tarifelerine karşı birleşerek, Washington’a rest çektiler. G7’nin dönem başkanlığı, 1 Ocak 2018 itibarıyla bir yıllığına İtalya’dan Kanada’ya geçti. G7 dönem başkanı olarak Kanada, 8-9 Haziran’da Quebec eyaletinin Charlevoix kasabasında 44. G7 Liderler Zirvesi’ne de ev sahipliği yapacak. 1998’den 2014’e kadar 8 ülkenin üye olduğu ve G8, 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi nedeniyle gruptan çıkarılmasının ardından G7 olarak anılmaya başlanmıştı. G7 dünyanın en gelişmiş 7 ekonomisinin temsil edildiği Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD’den oluşuyor.

AB sıkıntılı, BM sıkıntılı, NATO sıkıntılı, IMF sıkıntılı, UNESCO sıkıntılı. Sıkıntılı olmayan uluslararası bir örgüt de yok. İslam, Arap, Afrika, Asya, Latin Amerika hangisini sayarsanız sayın.

Ha! Batılı ülkelerin halkları bu gidişle kafayı yiyecek. Aile çökmüş, faşizm yükselişte, ekonomi gelecek için umut vadetmiyor. Dinleri kendilerine umut vadetmiyor. Bu arada ilginç esoterik yorumlar da geliyor. Mesela şu tutuklu Amerikalı papaz Andrew Brunson var ya, hani F. Gülen’le takas dedikoduları dolaşan, “Ver Papazı, al Papazı” esprisine yol açan kişi. O Armagedon’un habercisi imiş. Evangalişler onu, “Anti Chirist”, yani Hristiyan dünyasının Deccal’ının eline esir düşmüş İsa’nın bir savaşçısı olarak görüyorlarmış. “Deccal” kim derseniz, kişi olarak Erdoğan, toplum olarak Türkler. 

Almanlar niye bize bu kadar karşı diye düşünenlere hatırlatalım. Luther’e göre Türkler, Gog Magog, yani bizim Yecüc Mecüc olarak tanımladığımız, kıyamete yakın yeraltından zuhur edecek, müfsit bir varlıkla aynı soydan geliyor.

Bir de bizden bir istihraç haberi verelim. O da Kıbrıslı Şeyh Nazımla ilgili. 2014 yılında Şeyh Nazım bir sohbetinde “Seçimlerin olacağı ay Haziran.. Bir şey olacak o ayda. Bilmiyorum. Bunların normal saydıklarının üzerine anormal bir hadisenin vukuu beklenmektedir. Belki de bu meclis bir kere daha kurulmayacaktır. Belki de bu seçim sistemi büsbütün kalkacaktır. Belki de Türkiye’de tek kişinin hükümranlığı mevzubahis olacak. Başkanlık sistemi derler. Her türlü bu milletin menfaatine olan ne varsa o meydana çıkar. Ne kadar milletin dinin İslam’ın aleyhinde olanların tuzakları hileleri varsa birden kaybolur” diyor. Recep ayına dikkat çekiyor. Recep ayı 3 ayların başladığı ay ve seçim kararı alındığı ay. Recep Tayyib Erdoğan’ın yükselişine işaret eden bir zaman. Birileri de sosyal medyada bu mesajı dolaştırıyor. Tabi böyle bir bilginin doğruluğundan emin değil. İddiaların iddiacısı da değilim. Toplum gelecek için belirsizliklerin sebep olduğu karamsar ortamlarda bu tür bilgilere daha çok itibar eder. Sonuçta bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş de olabilir.. Sonuç ne olursa olsun, değişmeyecek bir gerçek var: İmtihan oluyoruz ve herkes, aynı zamanda layık olduğunun, yaptığının karşılığını görecektir.

Bu haberlere bir katkı da benden; Recep “gösterişli, heybetli” demektir. Şevval ise ay parçası! Seçim Şevval ayında. Recep 7. aydı. Şevval 10. ay! 

Dünya işleri iyice karıştı. Dün ABD ile Kuzey Kore nerede ise savaşın eşiğine gelmişlerdi. Bugün nerede ise dostluk anlaşması imzalayacaklar.

Görünen o ki, taşlar yerinden oynadı. Sabiteler kayboldu. Her şey mümkün hale geldi. Ne dostlukları belli, ne düşmanlıkları.

ABD ile İsrail şimdi can ciğer kuzu sarması ya, yarın her şey tersyüz olabilir.. 

Suudi Arabistan’da bu olanlara bir anlam verebiliyor musunuz?

Aslında Hicaz bölgesi ve Kudüs’ün vakıf tapuları hâlâ “Haşimi Ürdün” ailesinde. Yani Ürdün’de. Ürdün’deki daha önceki değişim ve bugünkü başbakanın istifası ile sonuçlanan gelişmeler bölgedeki siyasi olaylardan ve Kudüs’ten bağımsız değil. 

Önümüzdeki aylarda, dünyada ve bölgemizde daha birçok sürprizlere hazır olun. 2018 öyle kolay geçmeyecek. Türkiye açısından 2019’da gündem sıcaklığını koruyacak. Mart’ta yerel seçimler var. Başkanlık ve milletvekili seçimleri bitecek, yeni bakanlar ve başkan yardımcıları atanacak, yeni bütçe hazırlanacak. Ve ardından tekrar seçim.

Allah korusun başkanlık seçiminde 2. tura kalınırsa siyaset daha da ısınır. 

Temmuzda, 15 Temmuz’un sen-i devriyesi var. Temmuzda bir yandan da yeni meclis çalışmaya başlayacak. Ağustosta askeri şura. 

Bu arada; FETÖ davaları devam ediyor. PKK ile hesaplaşma da. AB, ABD, NATO, İİT ve BM ile ilişkiler konusu da sıcaklığını koruyacak.

Selam ve dua ile.