• 20.05.2021 06:02
  • (194)

2021’in neredeyse yarısını geride bırakacağız. Ramazan’ı da geride bıraktık. Kudüs için sokaklara çıkarken aslında CoVID belası peşimizdeydi. Derken Gazze gündem oldu.

Ramazan sonrası yargısız bir infazla ev hapsinden kurtulacağız derken, beklenmeyen bir şey oldu. Pazartesi Cumhurbaşkanı bakanlar kurulunu toplayacak konuyu görüşeceklerdi. Bu arada bilim kurulu toplanıp bir tavsiye kararı alınacaktı. Sağlık Bakanlığı bir değerlendirme yapacaktı bakanlar kurulunda. Cumhurbaşkanı böyle demişti. Ama öyle olmadı, İçişleri Bakanlığı adına bir genel müdürlük, hafta sonu olmasına rağmen bir genelge yayınlayarak, ay sonuna kadar kontrollü bir serbestiyet programı açıkladı. Valiliklerin bu genelgeyle ilgili uygulama programı için Hıfzıssıhha kurulunun toplanması ve birtakım kararlar alınması gerekiyordu. Ama hafta sonu bu mümkün değildi. Zaten pazartesi bakanlar kurulu vardı ve onlar konuyu müzakere edip bir karar vereceklerdi. Onu beklemek gerekirdi. Sonuçta yeni kararlar söz konusu olabilirdi.  

Bakanlar kurulu toplandı, sonra beklenen açıklama yapıldı ama açıklanan bilim kurulunun teklifleri, Sağlık Bakanlığı’nın sunumu sonucu verilen kararlar değildi;   bir gün önce İçişleri Bakanlığı’ndan bir genel müdürlüğün gönderdiği genelge idi.

Soru şu, bu genelge Sağlık Bakanlığı’nın sunumu ile ilgili bilgi notlarından mı alıntılanmıştı. Ya da Bilim Kurulu’nun Sağlık Bakanlığı’na ya da Politika Kurulu’nun Sağlık Bakanlığı’na veya Beştepe’ye sunduğu bilgi notundan mı özetlenmişti. Ama Bilim Kurulu üyesi bir Prof. Hanım, bir toplantı, konu müzakeresi yapılmadığı gibi, tavsiye nitelikli bir karar da alınmadığını açıkladı.

Peki İçişleri Bakanlığı’ndaki Genel Müdür bu bilgiyi ve yetkiyi kimden aldı?

Bakanlar kurulu toplandı ama anlaşılan bu konu müzakere edilmedi ve bir karar da çıkmadı bu toplantıdan. Çünkü televizyonda açıklanan o İçişleri Bakanlığı genelgesi idi. 

Şimdi gözler mayıs sonunda. Ha bu arada, bayram için memleketlerine gidenler döndüler. Biliyorsunuz İstanbul boşalmıştı ama bu arada PCR testlerinde patlama oldu nasıl olduysa. Bu testle kaç döngü analiz edildi, bu sokağa çıkma yasağı olan günlerde ve İstanbul’un boşaldığı, açıklanana göre %40’a varan pozitif sayısında düşüş oldu. Bu mümkün değil. Teorik olarak büyük şehirlerdeki “Bulaş”ı Anadolu’ya taşıdınız, Anadolu’daki “Bulaş”ı büyük şehirlere getirdiniz. Verileri açıkladığınız zaman, aslında kapanma sürecindeki bulaşın semptomlarını klinik olarak tesbit etmiş olmanız mümkün değil. O zaman kim yalan söylüyor? Anlaşılan bu gevşemeyi zamana yaymak istiyorlar ve bunu da aşı ve maske, mesafe ile kapanmayla açıklayacaklar. 

Bakın kapanmanın “Bulaş”ı artırdığı görüşü hakim görüş haline geldi. Maske de dünyada artık kaldırılmaya başladı. 

Aylarca yanlış PCR Pozitif tesbitine dayalı tedavi diye verilen ilaç aylar sonra kaldırıldı. O 1 milyon doz ne oldu şimdi? Zarar görenlerin zararını kim karşılayacak. 

Bakın, hani yerli ve milli aşıdan söz ediyorsunuz, ne oldu da Sputnik’e fit oldunuz. Sahi sürekli mutasyona uğrayan ve varyantlarla karşılaşırken, bu aşı ve ilaçlar nasıl tedavi için değişmeden kullanılmaya devam ediyor.

HES kodu nasıl aşı Pass.ına dönüştürülüyor. Kimseden ses yok. Adım adım dijital diktatörlüğe gidiyoruz. Hayvanlarda chip’leme tamam, HES kodunu dijitalleştirdiniz mi, bu iş de tamam. Ya hu bir milleti topyekûn mutasyona uğratıyor, onları siborglere dönüştürüyorsunuz. 

Bu suç, bu insanlık suçu, bu bir cinayet! Neyse ki, bir savcı çıktı ve bir soruşturma açtı. Bakalım bu savcıya soruşturma açacaklar mı? İnşallah böyle bir yanlış yapmazlar. Savcı soruşturma dosyasını açmış ve UYAP’a yüklemiş. Ama bu dosya o savcıdan alınıp, başka bir savcıya verilmiş. Gördüğüm kadarı ile birçok kişi ve kuruluş, ellerindeki dosyaları, şikayet ve ihbar için Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılığına göndermeye hazırlanıyor. 

Görünen o ki, bu iş bir savcının altından kalkacağı bir şey değil. Herhalde orada görevlendirme ile bir kurul oluşturması gerekiyor.

Biz bu konularla uğraşırken bir diğer gündem Sedat Peker’di.

Bu kargaşa içinde esnaf için teşvik programları kaynadı gitti. Sual-i mukadder’lere cevap verilmeden diğer konular gündem oluşturmaya yetmiyor. Ekonomideki açık çok büyük olunca, bu yama da yeterli olmuyor tabii. Açıklanan rakamlar, kişilerin, ailelerin derdine derman olunca bir anlam ifade etmiyor. Ateş düştüğü yeri yaktığı için, herkes kendi derdiyle meşgul oluyor.

Bir yandan siyaset, öte yandan ekonomi, eşzamanlı sağlık sorunu, bir de Ramazan’dan başlayarak devam eden İsrail’in Mescid-i Aksa’ya saldırısı ile başlayan manevi baskı ve bütün bunların üzerine, kişilerin  kendilerini köşeye sıkışmış hissetmesi, maddi ve manevi anlamda büyük bir yıkıma sebeb oluyor. Bakın intihar, aile içi sorunlar, ortaklar arasındaki sorunlar, psikolojik sorunlar çığ gibi. Psikolojik ilaç tüketiminde patlama yaşanıyor.

Cemil Çiçek’in dediği gibi “Peker’in söylediklerinin binde biri doğru ise bu bir felaket”. Peker konuşmaya devam ediyor. İddiaları bir iki gün içinde değişik mecralarda milyonlarca kişiye ulaşıyor. Merkez Media bu tartışmaları görmezden gelse de, halk, o Media’ya değil, bu kanallara yöneliyor. Birtakım kaynaklar, bu iddiaların arkasında neler olup-bittiğine dair spekülasyonlar üretiyorlar. Bu durum Emniyeti, İstihbaratı, Yargıyı tartışılır hale getiriyor.

Sokağa çıkma yasağından, ev hapsinden bahsediyoruz da, işin aslında gerçek hiç de öyle değil. Bayramdı, Kudüs gösterileri idi, Adana Demirspor ya da Beşiktaş taraftarları ile sokaklarda idi.

Kudüs için İsrail elçiliği önünde toplanıldı, toplu gösteriler yapıldı, konvoylar düzenlendi. Yani, bu süreçte ne büyük şehirlerde, ne de taşrada kamil bir kapanma olmadı. Ama nasıl oluyorsa resmi açıklamalara göre bulaş azalıyor. 

Gerçek herkes için en iyi olandır. Şunu artık görelim, mızrak çuvala sığmıyor. Dünyada ve ülkemizde artık bu konunun suyu çıktı ve yargı artık işe müdahale etmek zorunda kalıyor. 

Bu kirli oyun çok uzadı, tadı kaçtı ve artık bitmesi gerek. Bu iş daha uzun süre devam edecek, suali mukadderlere cevap verilip gereği yapılmazsa, buna sebeb olanlar ağır bir bedel ödemek zorunda kalabilirler. Sahi bu gidişle n’olacak memleketin hali?. Bıçak kemiğe dayandı, haberiniz olsun. Yarın çok geç olabilir. Yanlışın neresinden dönülürse kârdır. Dönün ve bu yanlışı başımıza bela edenlerden hesap sorun. 

Selâm ve dua ile.