• 19.03.2020 00:00

 Yaşamımda 2 sözcük var ve babamdan öğrendiğim en büyük derslerin başında geliyorlar hep, “Çağdaş” ve “Çağcıl” Çağdaş, aynı adaş gibi, yoldaş gibi bir sözcük, aynı çağda dünyaya gelmekten başka hiçbir anlam taşımıyor. Hatta benim için öyle bir sözcük ki, günümüz dünyasında çoğunlukla nefret ediyorum. Son örneği Recep Tayyip Erdoğan yada Süleyman Soylu, ikisi de benim çağdaşım, bu ne onların hatası ne de benim, aynı zaman diliminde dünyaya gelmekten başka hiçbir suçumuz yok. Bunu örneklemeyi çoğalttığınızda Kenan Evren’den tutun da, Tansu Çiller’e, Mehmet Ağar’a kadar gidersiniz.

Oysa çağcıl apayrı bir anlam ifade taşıyor, çağın gereklerini yerine getirmek ve devamlı insanın kendisini geliştirmesi ama hep iyiye doğru, yaşadığı fiziksel evrime de ayak uydurarak beyninin evrim geçirmesini sağlamak. Çağdaş olmak doğuştan gelen yani sizin inisiyatifiniz dışında bişey ama çağcıl olmak öyle değil, normal ve mecburi eğitim dışında insanın kendisini eğitmesiyle bağlantılı bişey.

2 sözcük arasındaki farkı anlatmanın en kolay örneği esasında Türkiye’de yaşandı. Beethoven sorulduğunda bir şarkıcı dinlemediğini ama ilk fırsatta konserine gideceğini söyledi. İşte o kişi bizim çağdaşımız. Çağcıl olan ise Beethoven’ın plaklarını dinleyen, İdil Biret’in yada bir başkasının konserinde onu dinlemeye can atandır.

Bütün bunları anlatmamın nedeni son günlerde malum kanallardaki koronavirüs konuşmaları. TV’lerdeki haber programları genellikle tartışma programları ve öyle de olması gerekiyor. Ancak aynı çağdaş ve çağcıl arasındaki farkı karıştırdığımız gibi biz tartışmayla kavganın arasındaki farkı da bilmiyoruz. O yüzden dikkat edin programlara, tartışmalar ciddi boyutlara geldiğinde kavga sanılıp “Beni bu kişiyle neden aynı programa çıkartıyorsunuz” noktasına getiriyor. 3-4 gün önce İsmail Saymaz ile Doğu Perinçek arasında yaşandı ve Perinçek programı terketmekle tehdit etti. Çünkü tartışmada kaybetmeyi kavga sanıp hemen tehdit yoluna gidiyoruz.

Tartışmayla kavganın arasındaki farkı bilmediğimiz gibi tartışmanın da ne zaman ve hangi konularda yapılması gerektiğini de bilmiyoruz. Korona salgınıyla beraber maçlar seyircisiz oynanmaya başlandı, kalabalık olan hemen hemen her şey ya şimdilik yasaklandı yada ertelendi ama cami namazları ve bilhassa Cuma namazı tartışmaya açıldı. Oysa insan sağlığı söz konusu ise ve salgın, dolayısıyla insanların ölümü söz konusu ise bu konunun tartışılması olmaz ve devleti yönetenler Diyanet işlerini toplanıp karar vermesini beklemeden önce emri verir ve yasaklar. Bu neden tartışılmaz, çünkü devlet insanların dininden önce sağlığından, yani yaşamalarından sorumludur.

Bir başka tartışmaya gelelim, doktorlardan birisi koronavirüsüne yakalanmamak için tuzlu suyla gargara yapılmasını, önce boğazda başlayan virüsü böylece engelleneceğini söylüyor. Diğer doktor alıyor sazı eline ve üstadına katılmakla birlikte tuzlu suyun ağızdaki biçok yararlı bilmemneyi de öldürebileceğini, böylece faydadan çok zararı olduğunu söylüyor. Dinleyen halkımız bu gereksiz tartışmanın sonucunda ikiye bölünüyorlar ve 2 taraftan da hastalığa yakalananlar oluyor. Tartışmanın daha bilimsel olması için bu kez sofra tuzuyla kaya tuzu arasındaki fark anlatılırken bu arada bakanlıktan hasta sayısının 47’e çıktığı haberi geliyor stüdyoya.

Sinirlenip başka kanala geçiyorsunuz ve orada da mikrop uzmanı doktor diğer doktorların orada ne işi olduğunu, sadece kendisinin olmasını söyleyip, programı terk edeceğini söyleyip 3-4 soruya yanıt verdikten sonra terk ediyor. Oysa diğer doktorlar çok güzel konuşuyorlar ve olmaları da gerek, çünkü kanser hastasının yakalanma riskiyle benimki bir değil. Yada bu salgından dolayı toplumun psikolojisi ve buna karşı ne gibi önlemler alınmalı.

İşin en ilginç yanı moderatörler, genelde tartışma programı yaptıklarından, bu konuda da tartışma büyüyünce oturuşları, duruşları ve konuşmaları bir zafer edasına dönüşüyor. Oysa halkın önünde hastalık nasıl tedavi edilir diye tartışılmaz, orada bilgi yarışması yapılmaz, orası bir tartışma alanı olmamalı. Orada sırayla kalp hastalarının hangi önlemleri yada şeker ve kanser hastalarının hangi tedbirleri alması anlatılır. Hamileler ve çocuklar anlatılmalı. Üstünü çize çize söylüyorum: salgın hastalık TARTIŞILMAZ sadece ANLATILIR… İşte “Çağdaş” ve “Çağcıl” farkı burada ortaya çıkıyor.