• 27.03.2019 00:00

 İnsanoğlu sorumlulukla tanıştığı günden itibaren evvelemirde kendi mahiyetindekilerini korumak için çeşitli yollar aramıştır. Bu sebeple binlerce yıl önce insanlar yüksek yerlere taşınma, kuytu yerlere göç etme, korunmak için keskin aletler (silah) yapma vs gibi güvenlik önlemleri alma gereği duymuşlardır.

Yerleşik hayata geçtikten sonra gruplar, topluluklar, kabileler, aşiretler birbirleri ile işbirliği, güç birliği yapmaya başladılar. Hem menfaat elde etmek için hem de zararı defetmek için yapılan güç birliği asırlar geçtikçe daha normatif değerlere kavuştu.

Günümüze kadar kötülerden korunmak için olduğu gibi iyiliği yaymak için de çeşitli ittifaklar yapılmıştır, yapılmaktadır, yapılacaktır. Kimi zaman düşman olan taraflar bile aynı hedefler için ve/ya ortak başka düşmana karşı güç oluşturmak için ittifaklara gitmişlerdir.

Devletler arasında yapılan ittifaklar devletlerin stratejilerinin olmazsa olmazıdır. Sadece savaşan taraflar arasında değil, zararı defetme, yararı arttırma ve muhtemel tehdit ve tehlikeler karşısında da ülkelerin ittifakları olmalıdır.

Anlayacağınız ittifaklar ve işbirliği her zaman için devletler arasında olduğu gibi bireyler, gruplar, örgütler, partiler arasında da gerçekleşmektedir. Bunun bilinmeyen ya da yadırganacak bir yönü yoktur.

Ancak ülkemizde siyasi partilerin ittifak konusunda başvurdukları yöntemin yadırganacak tarafları vardır. Yoksa dileyen dilediği ile ittifak da yapabilir, ilhak-iltihak da gerçekleştirebilir. Bu bazen feragat ile olacağı gibi bazen aynı çatı-parti adı altında toplanmakla da olabiliyor bu ittifaklar.

O zaman nedir yadırgadığımız?

15 Temmuz hain FETÖ darbe ve işgal teşebbüsünden sonra ülkenin karşılaşabileceği felaketler karşısında AK Parti ile MHP arasında bir yakınlaşma zamanla siyasi ittifaka dönüştü. Önce 2017 referandumu ile seçmenin karşısına çıkan AK Parti-MHP ittifakı, bu birlikteliklerini resmi olarak dost düşman herkese ayan bir şekilde adına Cumhur İttifakı diyerek sürdürmeye karar verdiler. 24 Haziran Başkanlık ve Milletvekilliği seçimlerine AK Parti-MHP Cumhur İttifakı olarak girerken, bu ittifakın karşısına Millet İttifakı olarak CHP-İP-SP-HDP çıktı. Her ne kadar HDP bu ittifaka resmi olarak girmese de 7 Haziran 2015 seçimlerinde “Beraber salladık”larından beri ittifakları mevcut idi.

Olur, olabilir, bazen en zıt kutuplarda bulunan partiler de menfaatleri icabı ittifaklara, işbirliğine girebilirler, lakin bunun saklanması, gizlenmesi yadırganır. Hatta mümkün olabiliyorsa rakibi/düşmanı yanıltmak için güç ve işbirliğinin, ittifakların gizli tutulmasını da anlamak mümkündür. Ancak milleti yanıltmak için, milleti kandırmaya çalışmak için ittifakların ya da güç birliğinin gizli tutulması ya da inkâr edilmesi ahlak dışıdır.

Hemen hemen herkesin tutumunu yadırgadığı HDP’nin bu konudaki duruşu daha tutarlıdır. HDP CHP ile ya da İP ve SP ile ittifaklarını saklama gereği duymuyor. Her fırsatta seçmenini CHP’nin güçlü olduğu yerlerde CHP’ye, SP’nin güçlü olduğu yerlerde SP’ye ve İP’in güçlü olduğu yerlerde İP’e oy vermeye çağırıyor. Keza bu partilere HDP’nin meclis üyelikleri verdiği de aşikardır. Ancak siyasi takiyyeyi şiar edinen CHP-İP-SP resmi belgelerle ispatlanan bu gerçeği milleti kandırmak için inkâra yelteniyor.

İşte milletin onlarca yıldır CHP’yi iktidara taşımamasının nedeni budur. CHP kimi zaman milletle dalga geçiyor, kimi zaman aşağılıyor, kimi zaman millete hakaret ediyor. Aynı CHP şimdi de milleti kandırmaya çalışıyor.

Neyinizden utanıyorsunuz?

Neden ittifakınızı gizliyorsunuz?

Saadet Partisi HDP’nin meclis üyelikleri için verdiği isimleri kendi belediye başkan adaylarının listesine almayı ayıp, günah, suç, kabahat görüyorsa bunu yapmaya mecbur muydu?

CHP-İP neden PKK’dan soruşturma geçirmiş HDP’li isimleri listesine aldığını gizleme gereği duyuyor?

Dürüst olmak, siyasi erdeme sahip olmak milletten hiçbir şeyi gizlememekle mümkündür.

Millet oy kullanırken kendisinden hakikati saklayanları da düşünecek ve oyunu öyle kullanacaktır.

CHP ve avanesi partilerin göz ardı ettikleri gerçek bu işte.