• 20.12.2019 00:00
  • (1131)

  S-400…

F-35….

ABD yaptırımları…

İdlib…

Suriye…

Barış Pınarı Harekatı…

Doğu Akdeniz’de kavga…

Libya ile imzalanan Mutabakat Muhtıraları…

Libya’ya asker gönderilmesi tartışmaları…

İncirlik ile Kürecik kapatırız resti…

NATO’ya blokaj numaraları…

Kanal İstanbul….

Genel hatları ile toparlama yaptım. Başlıkları çoğaltabilirsiniz. Gazeteci olarak gündeme yetişmeye çalışırken göbeğimiz çatlıyor. Allah, sizlere kolaylık versin. Kafanız allak bullak oluyor, her an farklı bir gündemle karşı karşıya kaldığınızı sanabilirsiniz. Ancak öyle değil… Karşıda duranların gündemi tek. Onların ayun planları belli. Aynı istikamette devam ediyorlar. Ancak durum bizde farklı!.. Yeni geçilen ve adına “Cumhurbaşkanlığı  Hükümet Sistemi” denilen ucube rejim yüzünden sürekli savruluyoruz. Ortada bir hükümet falan da yok. Saray’da iki elin parmakları kadar danışmanla yürütülen sadece şahsın çıkarlarına bağlanan çelişkili politikalar var. Dün söylenenler çok kolaylıkla bugün yalanlanabiliyor. Bugün söylenenlerin yarına ne olacağı belli değil. Devlet duruşu, devlet saygınlığı kimsenin umurunda değil. Varsa yoksa şahıs ve çevresindekilerin günlük hesapları!..

Toplum olarak pek de güçlü olmayan hafızamızın açıklarından ustaca faydalanıyorlar. ABD’den art arda gelen ve gelebilecek yaptırımlara karşı, İncirlik ve Kürecik’i kapatırız resti çekildi öyle mi?.. Askeri kaynaklara soruyorum, uygulanabilirliği için yüzde 1 ihtimal dahi vermiyorlar. Peki, bu kritik rest, TSK’ya bile danışılmadan nasıl çekilebiliyor?..  Ee, Rusya ile de canciğer kuzu sarması mıyız?..

Durun bir dakika!..

Bir yandan da harıl harıl Kanal İstanbul’u tartışıyoruz. Öyle mi?.. Öyle!.. Sizi, 2016 yılının mayıs ayına götüreceğim. Bakın, o zaman, belki de pek üstünde durmadığınız haber size ne haber veriyordu;

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’daki 10. Balkan Ülkeleri Genelkurmay Başkanları konferansında konuştu. Erdoğan, konuşmasında, NATO Genel Sekreteri’ne Karadeniz’le ilgili ilettiğini söylediği bir ifadeyi paylaştı. Erdoğan, ‘NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’e söyledim: Karadeniz’de görünmemeniz, Karadeniz’i adeta Rus gölü olarak gösteriyor. Karadeniz’i tekrar istikrar havzası kılmalıyız’ dedi.”

İşte, Kanal İstanbul’un fitili tam olarak o zaman ateşlenmişti. Şimdi de bir taraftan NATO’ya rest çeker gibi görüneceksiniz diğer taraftan Montrö’yü bir kenara bırakıp Karadeniz’i ABD ve NATO üssü haline getirebilecek Kanal İstanbul’u hararetle gündemde tutacaksınız. Ne için?.. Yaptırımın her türlüsünden kurtarabilmek için…

Birkaç hatırlatma daha;

Geçen Ramazan ayında, Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın iftar yemeğine davetliydim. Sıcak gündemde yine ABD’nin yaptırımları vardı. Bir gazeteci arkadaşım, ABD’nin yaptırım tehditlerine karşı Türkiye’nin nasıl bir karşılık verebileceği, Kürecik ve İncirlik üslerinin kapatılması gibi bir seçeneğin gündemde olup olmadığı sordu. Akar, “Bazı şeyleri şimdiden konuşunca sihri bozuluyor. Sonuçlar ortaya çıktıkça kendi tedbirlerimizi alacağız” diye kaçamak cevap vermişti. Hulusi Akar, en son TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ise, “NATO üyeliğimizden veya müttefikliğimizden vazgeçmek gibi bir niyetimiz söz konusu değildir. Türkiye sadece kendi sınırlarını değil, NATO sınırlarını da korumaktadır. Türkiye’nin güvenliği, NATO dahil, tüm Avrupa’nın güvenliğidir. NATO, Türkiye’yle çok daha güçlü ve anlamlıdır. Bunu tartışmaya açmak anlamsızdı” dedi.

Tüm bunları nereye koyacaksınız?.. Haydi bakalım, kapatın İncirlik ve Kürecik’i görelim!..

Üstelik, Hulusi Akar ile Tayyip Erdoğan arasındaki dil farklılıkları yeni değil. Dikkatlice arşivi tararsanız, S-400’ler, F-35’ler, NATO’ya çekilen restlerde kolaylıkla tespit edersiniz. İster istemez, insanın aklına şöyle de bir soru geliyor; acaba, bizde de, ABD’de son dönemde ortaya çıkan Trump ayrı telden Pentagon ayrı telden çalıyor gibi bir modele mi geçildi?.. Ancak, asla  göz ardı edilmemesi gereken husus şu, ABD’de Temsilciler Meclisi ve Senato Trump’ın üstünde… Trump da şu anda fena halde paçasının derdinde!..

Türkiye ile Libya arasında imzalanan Güvenlik ve Askeri İş Birliği Mutabakat Muhtırasına da değinmeden geçemeyeceğim. Muhtıranın onaylanmasına ilişkin kanun teklifi Meclis Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Herhalde önümüzdeki hafta Genel Kurul’dan geçirilecek. Türkiye’nin, Libya’da İhvancı bir yönetimi destek adına içine sürüklendiği tehlikeli maceraya sürekli dikkat çekmeye çabalıyorum.

Mutabakat Muhtırası, istihbarat değişimi ve operasyonel ile lojistik iş birliğini, hibe ve lojistik sistemler, askeri tıp ve sağlık hizmetleri, muhabere, elektronik, bilgi sistemleri ve siber savunma, barışı koruma, insani yardım ve deniz haydutluğu ile mücadele operasyonları, askeri hukuk ve deniz hukuku sistemleri konusunda bilgi değişimi, haritacılık ve hidrografi, mesleki gelişim amaçlı personel değişimi, misafir personel, danışman veya birlik değişimi, savunma ve güvenlik bilimsel ve teknolojik araştırma alanlarına ilişkin bilgi ve tecrübe değişimi, sosyal, sportif ve kültürel etkinlikler, askeri tarih, arşiv, yayım ve müzecilik ile Denizde Durumsal Farkındalık (DDF) alanında bilgi mübadelesi ve paylaşımını kapsıyor.

Bakın!.. Onca cümle arasına sıkıştırılan iki kelimeden oluşan çok tehlikeli bir ibare var; Misafir personel… Bu, ne demek oluyor?.. Örtülü faaliyetler için kamuflaj ise… Türkiye’nin başına yeni felaketler açacak demek. İnşallah, Meclis Genel Kurulu’nda gündeme getirilir de açıklığa kavuşturulması istenir!..