• 25.12.2019 00:00
  • (972)

  Şu fotoğrafa bir bakın!..

Türkiye Cumhuriyeti başkentinin göbeğinde milyonlarca liralık rüşvet iddiaları havalarda uçuşuyor…

Yıllaar önce, “İstanbul uluslararası kültür merkezi olsun. Yönetimini de BM üstlensin” diye NATO’da planlanmış, Bizans’ı hortlatma ve İstanbul’u Vatikanlaştırma  projesi “Kanal İstanbul”, ağırlıklı olarak rant hesapları üzerinden tartışılıyor. Yeri geldiğinde “beka” da kül bırakmayanlar, Vatikan karşılığında İstanbul’un bir köşeciğinde gösterilecek ikametgahta Yahudi kaftanlı Hilafeti kapmak için kurulan oyunlara çıtını dahi çıkarmadan yol veriyor, koltuk değnekliği yapıyor. Ne için?.. Kanal İstanbul’un yanında geçecek yollardan bir ikisini bulabilmek için!..

Caanım memleketim, şiddet ve yolsuzluk haberlerinden kırılıyor!..

Yurdumun uyanık insanları, kredi faizlerini, dövizdeki iniş çıkışları kovalıyor… Saray bahçelerinde köşe kapmaca oynuyor…

Sabah uyandığımızda öğreniyoruz ki;  Şehit Piyade Sözleşmeli Er Yener Kırıkçı’nın 21 Nisan’da, Ankara Akkuzulu Mahallesi’nde, düzenlenen cenaze töreni sırasında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğramasına ilişkin yürüttüğü soruşturmayı  savcılık tamamlamış. Olaylar, ‘linç’ olarak değil, ‘protesto’ olarak değerlendirilmiş!..  Onca görüntüye ve kanıta rağmen… Kılıçdaroğlu’na yumrak atan ve linç girişiminde aktif rol oynayan şahsa ise sadece 3 yıl 10 aya kadar hapis cezası istenmiş…

“Memlekette ana muhalefet partisi liderine linç girişimi mükafatlandırılırsa bizlerin hali ne olur” demeyeceğim!..

Öğle saatlerine ulaştığımızda, tam bir derin “Oh” çekip “Bugün herhalde kadın cinayeti haberi duymayacağız” demeye hazırlanırken haber patlıyor;

Konya’da mahkeme, bir kadının iş arkadaşıyla telefonda konuşmasını tahrik nedeni saymış!.. Karısına kurşunlar yağdırıp ağır yaralayan caninin cezalarında önemli oranlarda indirime gitmiş. Yolun ortasında, “Bana arkamdan korna çaldın” diye kadını yere yatırıp tekmeleyen yobazlara teşvik pirimi verilmiş!..

Sokaklara dökülen şu manzaraya gelen ağır pis kokulara ne ad veriyorsunuz?..

“Tuz kokmuş” demek yeterli mi?..

Dışardaki fotoğrafımız farklı mı?..

Türkiye’nin de üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesindeki Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesi ve Terörizmle Mücadeleye İlişkin Mali Çalışma Grubu (Financial Action Task Force/FATF) tarafından her yıl yayınlanan kara parayla mücadele raporu açıklandı. Raporda, Türkiye’de kara para aklamaya karşı alınan önlemlerin etkinliği ve bugüne kadar Türkiye’ye yapılan uyarılara yer verilirken, bu konudaki mücadelede Türkiye’nin yeteri kadar istekli olmadığı, uyarılara uymamakta direnç gösterdiği dile getiriliyor. Kara para riskinin sürekli arttığı ve Türkiye’nin mücadelede yetersiz kaldığına dikkat çekiliyor. OECD ve FATF Türkiye’nin kara para aklamaya yönelik mücadelesine güvenmiyor ve 40 tedbir ve uyarıyı raporunda art arda sıralıyor.

Tınlayan var mı?..

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “17 yıllık AKP iktidarları döneminde bugüne kadarki tüm iktidarların ve yılların toplamından kat kat fazla, milyarlarca dolarlık kaynağı belirsiz döviz girişi gerçekleşti” diyor. Toprak, anlatmaya çalışıyor ama dinleyen var mı;

“Rakamların, verilerin, hesapların güvenilir olmaktan çıktığı, Merkez Bankası bağımsızlığının olmadığı, bilançoların şeffaflıktan uzaklaştığı, Merkez Bankası ve kamu bankalarının iktidarın özel kasası gibi kullanıldığı bir ekonomik ve siyasi ortamda, hukuk devletinden, denetimden, hesap verilebilirlikten söz edilebilir mi? Bu olmayınca Türkiye kara para raporlarında, sıralamalarda yükseliyor. Türkiye, gri listeye alınma, bir aşama sonrasında kara listeye girme olasılığıyla karşı karşıya! Türkiye bu yüz kızartıcı durumu hak etmiyor. Şayet Türkiye gri ya da kara listeye alınırsa, kaynak girişinin tamamen durması ihtimaline de hazır olmamız gerekiyor”

Aynı rapordan, OECD bünyesindeki FATF’ın tespitleri;

“Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan uzaklaşması,

Yargının bağımsızlığının siyasallaşması,

Mali sistemin şeffaf olmaması,

Kamu harcamaları ve ihalelerinin şeffaflığının ortadan kalkması,

İmzalanan sözleşmelerin, kredilerin, nereye aktarıldığı bilinmeyen kamu

kaynaklarıyla ilgili soruların yanıtsız bırakılarak ‘ticari sır’ ardına gizlenmesi,

İdarenin mali uygulamalarının TBMM ve Sayıştay denetiminden kaçırılması,

Denetim mekanizmalarının işlemesinin siyasi baskı ve talimatlarla

engellenmesi,

Medyanın susturulması, yolsuzlukların üzerine gitmesi ve haberleştirilmesinin

engellenmesi,

Yolsuzlukları yazan, belgeleyen gazetecilerin milyonlarca liralık tazminat

davaları ve hapis tehditleriyle baskılanması…”

Soru net; HAKSIZLAR MI?..

Şimdi, oturup hesaplayın bakalım;

Sinan Aygün’ün TOGO kuleleri kaç para eder?..

Kanal İstanbul’un civarındaki arsaların fiyatı kaça çıkar?..

Aman ha!.. Ülkenin üzerinde dolaşan onca karanlık buluta ses etmeyin… Bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda devam edin… TOKİ’den ucuz konut kapmak için birbirinizi ezin… Hayasızlıklara, manevi çöküşe, yobazlıklara gözlerinizi yumup banka kredilerinizin peşini kovalayın..

Bizans hortladığında o paraları ne yaparsınız? Onu da iyi hesaplayın!..