• 29.12.2019 00:00
  • (945)

  İç siyasetin en hararetli iki gündem maddesi;

Kanal İstanbul,

Mansur Yavaş, Sinan Aygün rüşvet kapışması.

Fena halde kapışılıyor!..

Kanal İstanbul atışmalarını önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı yarışı ile ilişkilendiren hayli kabalık bir çevre var. İtiraz etmem… Piyasalarda en itibar gören senaryo; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun daha şimdiden ana muhalefet liderliğine soyunduğu ve Cumhurbaşkanı adayı olarak AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın karşısına dikileceği yönünde. Servis edilen fotoğraflara bakıp o yorumlara katılmamak elde değil. Yine itiraz edemeyeceğim… Ancak, aha tam şuraya minicik bir dipnot düşeceğim: bu fakir gazeteci, değerli okurlarına, Mansur Yavaş’ı da yabana atmamalarını önerir… Mansur Yavaş, Türk siyasetinde sessiz ve derinden gidip hedefe varmayı başaran nadir politikacılardan biridir… Çok sabırlıdır, nadir olarak polemiğe girer… O nadir olarak girdiği polemikler, yolunda yürüdüğü hedefin yapı taşlarıdır. Üstelik çok sabırlıdır da Mansur Yavaş…

Kameralarımızı, birazda bazı çevrelerin Tayyip Erdoğan’a karşı esas tehdit olarak gördükleri Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan hareketine çevirelim;

Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi’ni kurdu. Tayyip Erdoğan’a karşı resmen açtığı muhalefet yarışına ilk günden itibaren hızlı girmişti. Erdoğan tarafından dolandırıcılıkla suçlandıktan sonra da taraftarlarını oldukça memnun eden çıkışlar yaptı. Ancak, son günlerde biraz gündemin gerisine düştü. Siyasi çevrelerde, “Ahmet Davutoğlu’nun gündemine format atması gerek. Tayyip Erdoğan’dan öç alma partisi gibi bir görüntüsü var. Bu görüntüden uzaklaşıp bir hizip partisi olamadığını kanıtlayacak işler yapmalı ve söylemler de bulunmalı” yorumları yapılıyor.  Gelecek Partisi kadrolarındaki, “Erdoğan’ın yanından kovulanlara ve bir türlü istediğini bulamayanlara” dikkat çekiliyor.

Abdullah Gül himayeli Ali Babacan, değerli meslektaşımız Şirin Payzın’a konuştu. Açıklamaları ilgi ile takip edildi. Sosyal medya üzerinde takip edilme rekorları kırıldı. Ali Babacan’ın etrafındaki isimler, Ali Babacan ile Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya  verileri üzerinden takip edilme oranları mukayese edip “Fark atıyoruz” diyorlar… Bu fark oranlarını gelecek için umut sayıyorlar…

Ali Babacan, gelecek için düşüncelerini uzun uzun açıkladı. Hatta, partisinin resmi kuruluş tarihi için önceki açıklamalarına göre daha belirgin bir tarih verdi. Ancak, o cenahtaki kafa karışıklıkları devam ediyor. Abdullah Gül’ün himayesi ve gelecekteki siyasi hedefleri konusunda hala soru işaretleri var. Sis perdeleri bir türlü aralanamıyor. Ali Babacan’ın Şirin Pazın ile söyleşisinden sonra  o cenahın etkin isimlerinden şöyle yorumlarda dinledim;

“Babacan, Abdullah Gül’den bağımsız hareket edebilse daha başarılı ve daha net olur.”

Ali Babacan hareketinde, Beşir Atalay isminin merkezde tutulması hala büyük sorun teşkil ediyor. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç gibi etkili isimlerin birçok konuda eleştiri ve itirazları var. Abdullah Gül, günlük mesaisinin büyük bir bölümünü gruplar halinde ve özel görüşmelerle transfer çalışmaları için geçiriyor. Kendisi ile görüşenlerle konuşuyorum. “Nasıl bir fotoğraf veriyor Abdullah Gül” diye soruyorum. Hemen hemen aynı yorumları alıyorum;

“Abdullah bey, hala ortada ve yuvarlak konuşmalar yapıyor. Ali Babacan’ın kuracağı parti için ‘Destekliyorum. Arkadaşlar, bana gelip fikirlerimi soruyorlar. Ben de anlatıyorum‘ diyor. Ancak konuşmalarında öyle bir tablo çiziyor ki, Türkiye’nin bütün yapılarının ve dengeleriniz bozulduğu ve bir daha tamir edilmesinin çok zor olduğu yönünde. Kendisinin beklentisi ve hedefi konusunda çok flu. Tayyip beyden hala çok korktuğu ortada. Bunu saklayamıyor. ‘Çıkın ortaya esaslı bir çıkış yapın’ dediğimizde yanaşmıyor bin bir gerekçe sıralıyor. Şehir üniversitesinde olduğu gibi.”

Peki, tüm bu iç siyaset karmaşasına ve kavgalarına bakıldığında, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Tayyip Erdoğan’ın karşısına Ekrem İmamoğlu mu yoksa Abdullah Gül mü çıkar?.. Bu soruya, iki isimden biri için cevap verebilmek konusunda zamanın daha çok erken olduğunu düşünenlerdenim. Bazı aceleciliklerin kasıtlı olduğu kanaatindeyim. Neden?.. Çok iyi biliyorum; dünyanın en önemli ülkelerinden biri olan Türkiye’nin başına geçecek isimin belirlenmesi öyle günlük iç siyaset kavgalarının akışına bırakılmaz. Daha büyük kavgalar ve pazarlıklar hep başka yerlerde yapılır. Kamuoyu, sürekli cambaza bak oyunları ile oyalanırken… Derin dehlizlerden de siyasi gelişmeleri çok yakından takip eden çok sevdiğim, güvendiğim bir dostum geçenlerde ortaya çıkan yeni muhalefet hareketleri için bana şöyle bir şey demişti;

Denizde, köpek balıklarının önüne atılan ölü balıklara benziyorlar. Erdoğan’ın karşısına çıkarılacak isim için başka yerlere bak.”

Tayyip Erdoğan, siyasi bekası için tehdit edildiği odakları çok iyi biliyor. Kanal İstanbul, onun için en önemli direnç noktalarında biri. Direncini ve vuruşacağını Kanal İstanbul üzerinden gösteriyor. Saraydaki kaynaklarımdan öğrendim, her hararetli iç siyaset tartışmasının ardından sürekli anlık anketler yaptırıyor. Gelen sonuçlara çok sinirleniyormuş. Şu ana kadar, Cumhur İttifakı’nı yüzde 46’nın üstünde gösteren bir anket sonucu eline ulaşmamış. Günün birinde Kanal İstanbul’u buzdolabına kaldırırsa hiç şaşırmayın!..

Bu faslı, bir not ile kapatalım; Meral Akşener ile Kemal Kılıçdaroğlu son sözlerini söylemeden bu  “Erdoğan’ın karşısına kim çıkacak” tartışmaları magazin gündemi olmaktan öteye geçmez. İki liderin Millet İttifakı’nın geleceği hakkında vereceği son karar Erdoğan’ın rakibi ve rejimin nereye doğru yol alacağını da belirler. Sadece saraya bakma körlüğüne hapis olmayın!.

Saray kulislerinden bugünlük son not; Büyük tepkilere yol açan asgari ücret rakamını açıklayan aileden torpilli Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra  Zümrüt’ün “gidici” olduğu konuşuluyor. Zümrüt’ün rakam açıklanmadan önce, “Bakanlığın ağrı yükü” gerekçesiyle birçok şikayetinden dolayı “Göz yaşları içerisinde istifasını Erdoğan’a sunduğu ancak kabul edilmediği” iddia ediliyor. Saray’daki söylentilere bakarsak iyi polis kötü polis oyunu bir “jest“ ile devam edebilir.

★★★

SÖZCÜ yazar ve yöneticilere dün verilen cezalar sadece basın ve hukuk tarihimize değil demokrasi tarihimize de geçecek ağır bir kara lekedir!..