• 31.12.2019 00:00
  • (961)

  Fikir, ifade özgürlüğü…

İnanç özgürlüğü…

Özgür basın…

İnsan hakları…

Kamu vicdanının sesi olma…

Toplumun doğru bilgilenme hakkı…

Bağımsızlık…

Medeniyet…

Vatan, millet…

Cumhuriyet…

Bayrak…

Beyhude bir uğraş içinde miyiz?…

Hayır değiliz!..

En önemli ayrıcalığımız; gaflet delâlet ve hatta hıyanet  içinde olmayışımız!..

Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek için mücadele veriyoruz…

İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemizi eksiksiz, korkusuzca yerine getirmeye çalışıyoruz…

En son Cumartesi öğle saatleri itibariyle) gazeteci arkadaşımız Murat İde, evinin önünde alçak çakalların saldırısına uğradı. Ondan bir gün önce, SÖZCÜ yönetici ve yazarları “FETÖ’cülük” suçlamasından cezalara çarptırıldılar.

Bizi yolumuzdan döndürmek, susturmak isteyen hatta canımıza kast eden dahili ve harici bedhahları çok iyi biliyor ve tanıyoruz.

Kimlerin, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit ettiklerinin de gayet iyi farkındayız…

Sıkıntı yok!..

Tehdide, şantaja, zorbalığa boyun eğecek halimiz yok…

Yüce Tanrı’ya bir can borcumuz var. Onun da vakti saati belli.  Muktedirlerin gücü, onu ne bir saniye erkene almaya ne de bir saniye ötelemeye yeter…

Üstelik biz, inancımızı cebimizde değil yüreğimizde taşıyoruz!..

★★★

Anayasa madde 94 diyor ki;

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.”

Nereden nereye mi geldim?..

Yok… Yok… Daldan dala konmuyorum… Çakalların saldırısından sonra  hala kendimi toparlayamadığımı da sanmayın!..

Çok şükür, bomba gibiyim…

Sağ olsunlar, çakalları sahaya sürüp üzerimize salanlar mücadele azmimizi daha da pekiştiriyorlar…

Anayasa’nın ilgili maddesini şunun için hatırlattım;

Bugünlerde saray kulislerinden, ilginç bir fikir egzersizine şahit oluyorum. Siyasi kulislere de yayılan tartışmanın başlığı, “Bir siyasi partinin genel başkanı aynı zamanda Meclis Başkanı da olabilir mi?”.

Aklı başında olan hukukçu ve uzmanlar, Anayasa ve Meclis İç Tüzüğü’ne göre bunun gerçekleşmesinin imkansız olduğunu,  Anayasa değişikliğine ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Anayasa da açıklık olmadığını, boşluk olduğunu öne sürüp, saray çevrelerinde “pek ala olabilir” diyenler var…

Anayasa kaç defa rafa kaldırıldı?.. Bir kez daha kaldırılsa ne olur?.. Dünyanın sonu mu gelir?..

Çoktaan hak etti bile!.. Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile iş kökten halledilir… Sağa sola dolanmaya  ve hatta tartıştırmaya ne gerek var!..

Yapın onu Meclis Başkanı!..

Manidar bir “jest” olur…

Asgari ücrette “jest” bekleyen garibanlarda çok mutlu olup kendi dertlerini unuturlar!…

O “jest” herkese yeter!..

Yargıdan yana zaten sıkıntınız yok. Anayasaya, kanunlara aykırıymış… Kim cesaret eder de ses çıkarır?.. Verirsiniz kafasına beyzbol sopasını!..

Saray koridorlarında konuşulan “Meclis Başkanı aynı zamanda  siyasi genel  başkanı”nın kim olduğunu çok mu merak ettiniz?..

Biliyorum ama yazamıyorum!..

Çok korktum!..

Fena halde tırsık oldum!..

Ama siz anladınız onun kim olduğunu…

Yoksa ben de “FETÖ’cü” müyüm neyim?..

İlgili kıvrak makamlardan bir yazılı açıklama daha bekliyorum!..