• 9.01.2020 00:00
  • (937)

 Etrafımızdaki cehennem ateşinin şiddeti giderek artıyor. ABD’nin General Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından İran’dan misilleme beklenenden evvel geldi. İran, Irak’taki ABD üslerini füzelerle vurdu. Ateş çemberinin tam orta yerinde duran Türkiye ne yapacak?.. Süleymani öldürüldükten sonra Dışişleri bir süre sessiz kalmıştı. Daha sonra taraflara itidal çağrıları yapıldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bugün Irak’ta olacak. Çavuşoğlu’nun Irak temaslarının çok mana ifade edeceğini, bir sonuca yönelik olduğunu düşünmüyorum. Dostlar alışverişte görsün misali!.. Irak merkezi yönetimi ile AKP iktidarı arasında hala süren bir güven bunalımı mevcut.

Her şeyden önce Türkiye’nin değil de AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını kestirmek gerekiyor!.. Libya’da yeni bir maceraya yelken açılırken, ABD-İran kanlı kapışmasında Erdoğan ne tarafta durur?.. Uzunca bir süreden beri Türkiye’nin dış politik çıkarlarının yerine Erdoğan’ın şahsi tercihleri aldı!.. Azıcık ipucu kovalayalım;

Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra bir televizyon kanalında çanak soruları yanıtlarken Erdoğan, “Biz o akşam Trump ile bir görüşme yaptık, 4-5 saat sonra bu olay patlak verdi. Demek ki mesele planlanmıştı. Haberi alınca şok olduk“ demişti. Kulislerdeki hakim kanı ise Erdoğan’ın anlattığı gibi değil. Ankara, Trump’ın Erdoğan’a haber verdiğini düşünüyor. Tayyip Erdoğan’ı çok yakından tanıyan bir dostumu aradım. Ona, “Erdoğan  nasıl bir politika izler” diye sordum. Hiç lafı eğip bükmeden “Erdoğan, bu durumu kendi lehine, avantaja çevirmeye çalışır. ABD ile sıkı bir pazarlık içine girer” dedi. Siyasetçi dostum, Zarrab dosyasını, Halkbank’ı, ABD Senatosu’ndan çıkan Türkiye yaptırımlarını, Erdoğan mal varlığının araştırılması ile ilgili gelişmeleri, S-400’leri, F-35’leri hatırlattı. Şöyle devam etti;

“ABD bölgeye yönelik projelerini Türkiye’yi pek hesaba katarak yapmıyor. Erdoğan’a da güvenmiyor. Ancak, Türkiye İran’ın en önemli nefes borularından biri. ABD bu nefes borusunu tutmak için Erdoğan’a bazı tavizler verebilir. Erdoğan, kendi yanlarında durmasa bile ortada kalmasını tercih ederler. Erdoğan da istediklerinin bir bölümünü kopartabilirse bu sayede uzun zamandır alamadığı kadar rahat nefes alır. Ama burada dikkat edilmesi gereken durum, İran’da bazı dosyaları çıkartabilir.”

Saray içinde ve etrafında, İran yanlıları ile ABD yanlılarının da kapışmasına şahit oluyoruz. Bırakalım onları bir tarafa… Uzun bir süredir unutulan sorunun peşine düşelim. Türkiye’nin milli menfaatleri neyi gerektiriyor?. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı stratejist Cahit Armağan Dilek ile konuştum. Dilek, “Öncelikle yanıtı bulunması gereken soru şu: ABD bu işi burada dursun ister mi yoksa aklındaki senaryoyu uygulamaya devam mı edecek? Aslında bu sadece ABD’nin tek başına karar vereceği bir durum değil. Bundan kastım İsrail. İsrail bir şekilde İran’ın nükleer kapasitesinin ve uzun menzilli füze imkan kabiliyetlerinin imha edilmesini istiyor. Dolayısıyla İsrail, ABD’nin İran’a yönelik askeri eylemlerinin devam etmesini isteyecektir” dedi. Cahit Armağan Dilek, gelişmeleri özetledikten sonra şöyle devam etti;

“ – Irak, ABD ile İran’ın sıcak askeri çatışma alanına dönmüştür.

– Irak’ın üçe bölünmüşlüğünün fiilen gerçekleşme süreci başlamıştır. Suriye’deki yapının da bundan etkilenmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla Irak ve Suriye kuzeyindeki Kürt yapılarının, ayrıca Irak batısıyla Suriye doğusundaki Sünni yapılarının birleşerek yeni devletçikler çıkması olasılığı artmıştır.

– ABD, hemen olmasa bile İsrail’in teşvik ve tahrikiyle İran’ı topraklarında vurma olasılığı artmıştır.

– Irak’ın üçe bölünme aşaması büyük olasılıkla Şii-Sünni (Kürtler dahil) çatışmasıyla gerçekleşecek. Bu Irak’tan Türkiye’ye yeni göç dalgasını tetikleyebilir. Türkmen varlığı tamamen silinecektir.

– ABD’nin İran’ı topraklarında vurması da İran’dan Türkiye’ye başka bir göç dalgasının önünü açacaktır.

– ABD/İsrail, İran’a yönelik Türk topraklarını veya üslerini kullanmak isteyecektir. Bu durumda Türkiye otomatikman İran’ın hedefi olacaktır. Kürecik radarı İran’ın bir numaralı hedefi olacaktır. Sonra İncirlik üssü gelir.

İşte böyle bir durumda Türkiye;

– İran veya ABD tarafında yer aldığını ima edebilecek hiçbir açıklama yapmamalı, hiçbir oluşum içinde bulunmamalı.

– Bağdat hükümetiyle görüşerek İran etkisinde veya zorlamasında Sünnilere ve Kürtlere karşı bir askeri hamle yapmaması konusunda uyarmalı.

– Barzani yönetimini bölgesindeki ABD askeri varlığına güvenerek bağımsızlık ilanına girmemesi için uyarmalı, gerekirse şimdiden sınırı hava sahasını kapatma petrol ihracını kesme kartlarını göstermeli.

– Ankara yakın ilişki içinde olduğu Sünni grupları Bağdat ile birlikte hareket etme konusunda teşvik etmeli, ABD senaryosu kapsamında Suriye doğusuyla birleşme gibi hayallere kapılmaması için uyarmalı.

– Erdoğan Trump ile olan iyi ilişkilerini (!) kullanarak İran’a karşı özellikle İran topraklarında herhangi bir askeri hamle yapmamasını istemeli, Türk topraklarının hiçbir şekilde İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyeceğini söylemeli, hatta bunu kamuoyunda resmen açıklamalı.

– Tahran yönetimiyle görüşerek İran’ın varlığını birliğini sürdürebilmesiyle nükleer silah teknolojisi elde etmesi arasında bir seçim için karar noktasında olduğu anlatılmalı ve askeri çatışmaların sürdürülmesinin İran’a yönelik tehditleri artırdığı gösterilmeli.

– Bütün bunları yapan Türkiye güvenlik ve dış politika ağırlığını güney ve doğu sınırlarının hemen dibindeki bu gelişmelere vermeli. Türkiye’nin buradaki dikkatini dağıtacak ve gelişmelere müdahale etmesini engelleyecek olan Libya’ya asker gönderme ve oradaki iç savaşa taraf olma hamlesinden vazgeçmelidir.”

Dur bakalım ne olacak!..